İçeriğe geç

İşte Kur’ân, فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِه fermanıyla bu muhtevalı kitabın zenginliğine dikkati çekiyor ve diyor ki, buyurun böyle bir kitabı getirin. Hatta onun sûreleri gibi bir tek sûre getirin. Hususiyle de bir ümmîden bunu getirin. Ümmîden getirmekten de vazgeçip مِثْلِه’deki zamiri Peygamberimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) irca etmeyelim de şöyle diyelim: Siz kimden olursa olsun, ulemadan, edip ve beliğlerden müteşekkil bir heyetin gayretiyle bunu getirin. Ne ki bu mutlaka Kur’ân-ı Kerim’in muhtevasını hâvî bulunmalıdır. Yani onun ifade ettiği şeyleri aynı eda ve aynı derinlikte ifade etmelidir. Bunu arz ederken hayatı ve vücud-u eşyayı yani varoluşu ve eşyanın varoluşundaki illet-malûl tenâsübünü, içtimaiyat ilmini, ilm-i nefsi, ahkâmı ve Hâlık-mahlûk münasebetleri hususatını ihtiva eden bir kitap olsun. Böyle bir kitap getiremeyeceğinize göre, gelin inkıyat edin ve Kur’ân-ı Kerim’e teslim olun.

Bundan başka Kur’ân-ı Kerim bu meselede tahaddîde bulunurken farklı iki mucize de izhar etmiştir.

Bunlardan biri,وَلَنْ تَفْعَلُو “Asla yapamayacaksınız.” ifadesi ile izhar buyrulan mucizedir ki, hiçbir zaman böyle bir şeyin gerçekleşmeyeceğini beyan buyurmuş ve buyurduğu gibi de olmuştur. Evet, Devr-i Risalet-penahiden asrımıza kadar gelen bütün edip ve beliğler dostluk şevkiyle ya da düşmanlık duygusu ve nefretiyle bu mevzuda çırpınıp durmuşlar, hatta iktibaslar yapıp pek çok eserler meydana getirmişlerdir ama ne dostun şevk u iştiyakı ne de düşmanın bu mevzudaki muaraza arzusu Kur’ân-ı Kerim’in benzeri bir kitabın meydana gelmesine yetmemiştir. Bu itibarla burada hemen “cümle-i mu’teriza” (günümüz ifadesiyle ara söz) olarak araya sıkıştırılmış bulunan وَلَنْ تَفْعَلُو sözünün ifade ettiği mucizeyle karşılaşmaktayız.

477