Aslında Kur’ân-ı Kerim’in bir konuyu ele alışına ilm-i nefs açısından bakıldığında, basiret sahibi herkes, hâlet-i ruhiyesiyle kendini Kur’ân’ın âyetleri içinde hisseder. Yüz ekşitmeleri, göz kırpışları, bazen tatlı gamzeleri, bazen reveransları, bazen tavrı, edası, bazen ses tonuyla kendini hep onun içinde görür. Evet, ilm-i nefisten behreniz varsa, Kur’ân-ı Kerim’in içine daldığınız zaman –tabi tam teveccühle olursa– insanın derinlemesine şerh edildiğini görür ve ürperirsiniz. Keza içtimaiyat ilmiyle (sosyoloji) meşgul olduğunuzda, bütün beşerî çalkalanmalar ve bu çalkalanmalardaki âmiller karşısında çaresizlik yaşamanıza karşılık Kur’ân-ı Kerim’in içinde o herc ü mercin çözüm tekliflerini duyacak, hissedecek ve hayranlıkla köpüreceksiniz. Evet, bütün beşerî olumsuzlukların gürültüsünü, çareleriyle beraber onun muhtevasında duyacak ve rahat bir nefes alacaksınız. Sosyoloji ilmi, geçen asırlarla beraber gelişmiş olmasına, yüzlerce ilim adamının terini alnında taşımasına rağmen Kur’ân-ı Kerim’in ulaştığı zirveye ulaşmış değildir, ulaşmasına da imkân yoktur. Bu açıdan eğer biraz içtimaiyattan haberiniz varsa siz de Kur’ân-ı Kerim’in beşer mahsulü olduğu fikrini reddedecek ve “Bu, bir Allah kelâmıdır.” diyeceksiniz.