Buna cevaben deniyor ki: وَادْعُوا شُهَدَۤاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ Allah’tan gayrı bütün şahitlerinizi, geçmişte ve gelecekte beliğ hutbeleriyle arz-ı dîdâr eden bütün ediplerinizi, beliğlerinizi de çağırın; ister geçmişten, kitaplarıyla, divanlarıyla eskiler, daha eskiler ve Muallaka şairleri gibi söz erbabını, isterse hâl-i hazırda bulunan ve sizin şu yenik ve perişan durumunuza muttali olanları ve sizi söz cambazlıklarıyla iğfal edenleri de yanınıza alınız ve Kur’ân’ın nazirini getiriniz.
Burada aynı zamanda şuna da bir ima’nın var olduğu görülüyor: Allah (celle celâluhu) Hazreti Muhammed’in eline, nübüvvetini ispat etmesi için bir tasdik alâmeti olarak mu’cizü’l-beyan bir kitap veriyor. Onunla hem murad-ı sübhânisini beyan ediyor hem de O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) has bir elçi olduğunu ispat ediyor. Siz ise bu meselede tereddüt içindesiniz. Eğer onun doğru olmadığını iddia ediyorsanız mislini getiriniz. Onu getireceğiniz âna kadar size susmak düşer. Muhal-farz mislini getirirseniz, o sukût edecek, meydan size kalacak ve siz ispat edilmiş bir dava ile ortaya çıkmış olacaksınız. Ne var ki, onu kat’iyen getiremeyeceksiniz. وَلَنْ تَفْعَلُو ifadesi bunu ifade etmektedir.