İçeriğe geç
28. Bölüm

Bakara Sûre-i Celîlesi (17-18. âyet-i kerîmeler)

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَۤاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللّٰهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ ۝ صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ“Bunların hâli, aydınlanmak için ateş yakan bir kimsenin durumuna benzer. Ateş çevresini aydınlatır aydınlatmaz, Allah onların gözlerinin nurunu giderir ve karanlıklar içinde bırakır da göremez olurlar. Sağır, dilsiz ve kördür onlar. Onun için (Hakk’a) dönmezler.” (Bakara sûresi, 2/17-18)

Kur’ân-ı Kerim buraya kadar münafıkların mücerret hakikatler çerçevesinde bir kısım belirgin vasıflarını ve o mücerret hakikatlere terettüp eden neticeleri anlattı ki biz bunları daha ziyade iman nuruyla, hayal ile takip, tespit ve tasavvur edebiliriz. İşte böyle birbirinden ayrı fakat aynı zamanda tek gerçeğin farklı yüzlerinin akisleri sayılan davranışları bir ortak noktaya bağlamak, her zaman bu türlü mücerret meselelerde başvurulagelen temsil yoluyla olmuştur. Onun için buradaki dört âyet-i kerimede de bunların temsilî durumları anlatılarak konu âdeta müşahhas hâle getirilmiştir. Konu ilk iki âyette mürekkeb bir temsille anlatılmıştır ki, beyan ilmine göre biz buna “teşbih-i mürekkeb” diyoruz. Burada, hususi hâllerine hususi misaller vermek suretiyle değil de, umumi hâlet-i ruhiyeleri ve umumi görünüşleri itibarıyla umumunu birden anlatabilir mürekkeb bir teşbihle temsili durumları ifade ediliyor. Üçüncü ve dördüncü âyetlerde, yani ikinci bölümdeki temsilde ise, “muferrak” bir teşbihle yani benzetilenle benzeyen arasındaki parçaların birbirine tam mutabakatı şeklinde bir teşbihle konu temsil ediliyor.

Âyet-i kerimeye başlarken esasen beraat-ı istihlal nevinden bu geçen dört âyetin ruhundaki temsili hatırlamakta fayda var:

334