1. Ele alınan her mevzuun, her makta’ın bir yönüyle Kur’ân-ı Kerim’in bütünüyle ve hususiyle de o sûreyle münasebeti,
2. Cümlelerin veya âyetlerin birbiriyle münasebeti,
3. Bizim seçilen kelimelerdeki dil incelikleri veya “kuyûdun fevâidi” diyerek ele aldığımız hususların yerli yerine vaz’ edilmiş yani her kelimenin o yerin iktizasına göre getirilip konmuş olması...
Bu hususlara mutlaka dikkat edilmelidir. Bir iki sûre bu tarzda tahlil edilse Kur’ân’ın nasıl bir mucize olduğu hemen anlaşılır ve bu yüce kitabın tamamı hakkında bir kanaate sahip olunabilir.
* * *
Geriye dönecek olursak وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَ âyetinde ele alınan mevzuun daha evvelki mevzularla sıkı bir münasebeti görülür.
Şöyle ki, sûrede öncelikle Kur’ân-ı Kerim’i medihle söze başlanıyor: الٓمٓ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ “İşte Kitap! Şüphe yoktur onda.” Sonra da هُدًى لِلْمُتَّقِينَ “Hidayet rehberidir müttakilere.” geliyor. Sûre-i Bakara’nın başından buraya kadar olan âyetler arasında ciddi bir alâka göze çarpıyor. Daha sûrenin başında, muhteva, iç enginlik ve farklı üslubuyla Kur’ân-ı Kerim’in sair ifadelere, hutbelere, süslü beyanlara meydan okuduğu görülüyor. Tabi bu, bakış zaviyesini belirlemiş olanlara göre bir duyuş. Aksine ona sathî bakanlar için tereddüt ve şüphe kaçınılmazdır. Ancak dikkatli bakan ve bütüncül bir nazarla meseleleri ele alan kimselerdir ki onu mahz-ı hidayet kaynağı olarak görürler. Bu itibarla o daha söze başlarken, reyb içinde olan mütereddit kimselere, kâfir, münafık ve mü’minlere, her birinin bakış açısı itibarıyla ima ve işarette bulunur.