İçeriğe geç

Özetle: Sadece beşerin terbiyesini ele alacak olsak, beşere Cennet’i gösteren, onu terbiye eden Allah’tır. Cehennem’i gösteren, ondan sakındıran, Peygamberimiz’i gönderen O’na uymayı teşvik eden, Kur’ân hakikatlerini gösterip insanın gözünü gönlünü açan, Kur’ân’da da kâinatı dile getiren, kâinatı anlatıp insanın karşısına apaçık hakikatleri ayân beyan seren, Allah’tır. Bütün bu dairelerde umumî tasarruf yapanın Allah olması itibarıyla, “Adl” dediğimiz zaman, mahz-ı adalet (adaletin ta kendisi) mânâsını anladığımız gibi, “Rab” dediğimiz zaman da sırf ‘terbiye edici’ mânâsı anlaşılır. Bu mânâda O’ndan, terbiye etmenin dışında bir fiil sâdır olmaz.

Hz. İbrahim Hakkı:

“Her işte hikmeti vardır Abes fiil işlemez, Allah.”

demek suretiyle bu hakikati anlatmaya çalışmaktadır.

Varlığa gelen ve eren bütün mahlukatı terbiye eden Allah’tır. Ve her varlık, bizzat Cenâb-ı Hak tarafından kendi fıtrat hudutları içerisinde terbiye edilmektedir. Terbiye hudutlarının dışına çıkmış hiçbir varlık gösterilemez. Bu âlemşümul terbiyenin tek ve yegâne sahibi Rabbü’l-âlemîn olan Allah’tır. İnsanı da terbiye eden O’dur. Belki, hidayet ve dalâlet yolunu göstermek ve gönderdiği peygamberleri, dünya ve ahiret hayatının lider ve önderleri kılmakla Cenâb-ı Hak insanı terbiye etmektedir. Ve yine, bir nebi ile bir bedeviyi, kabiliyet ve istidat ölçülerine göre terbiye etmektedir.

Beşeriyet, ancak O’nun terbiyesi ile hakikî kemale ulaşabilir. Bunun en sağlam yolu ise, Kur’ân’ı rehber edinmektir. Terbiye, her varlığın kendi sınırları içinde tekâmül etmesi demektir. Onları kemale erdiren ise, Rab olan Allah’tır.

Felsefe, eşyayı birbirine düşman gösterir. Hâlbuki Kur’ân, hayatta yardımlaşmanın hâkim olduğunu muhtelif vesilelerle dile getirir ve hayata o açıdan bakar.

90