İçeriğe geç

اَلْعَالَمِينَ , “âlemler” mânâsına gelir. Bu kelimenin başında ال, yani lâm-ı tarif dediğimiz “-el” belirlilik takısı vardır. Lâm-ı tarif ahd için kabul edilecek olursa Cenâb-ı Hakk’ın bildiği, sayısız ve sınırsız bütün âlemler kasdolunuyor, demektir. Âlem ise alâmetten gelen bir kelimedir. Zerreler âleminden, yıldızlar âlemine kadar her âlem, Cenâb-ı Hakk’a ait bir alâmet ve bir delil olması hasebiyle, âleme âlem denilmiştir. Ruhlar âlemi, eşbah âlemi, misal âlemi, berzah âlemi ve daha nice âlemler…

Bu mânâsıyla âlem ne güzel şeydir ki, onunla Allah bilinir, kâinat ne kadar eşsiz bir tablo ki, o tabloda Allah müşâhede edilir; elvan elvan kâinattaki cemal dalgaları ne tatlı şey ki, onda mutlak cemal ve mutlak kemal Sahibi’nin cemal ve kemali görülür. Cemal ve kemale ermek ise görmeye bağlıdır. Bu da ancak devamlı düşünen bir beyine ve gönüle müyesser olur. Kâinatta hiçbir varlık abes ve boş yere yaratılmamıştır. Bu hakikate sürekli düşünme ve tefekkürle ulaşılır. Bu ulaşmadır ki, رَبِّ الْعَالَمِينَ olarak kendini tanıtan Mevlâ’yı anlama ve idrak mevzuunda önümüze yeni yeni ufuklar açar.

108