İçeriğe geç

Hamd, kendisine nimet verilenin nimetlendirme işini idrak makamıdır. O, nimetten istifade makamından çok üstündür. Üstündür çünkü nimetlendirmeyi idrak, nimet vereni anlamaya vesiledir. Onun içindir ki bu makama, “Makam-ı Mahmud” denilir. Hatta bu makamda hamîdiyet ve mahmudiyetin bir olması söz konusudur. Bu ince meseleyi şu şekilde izah edebiliriz:

Bir padişahın hediyesi bize iki hususu düşündürür. Birincisi: Bu hediyenin maddî kıymet ve değeridir ki, bu hususta, ondan alınacak zevk ve lezzet sadece maddesi itibarıyla ve maddesi kıymetindedir. İkincisi ise, onun bir padişah hediyesi olması hususudur ki, burada artık maddî kıymetin hiçbir değeri yoktur. Belki bu makamda mühim olan, bu hediyenin padişaha ait oluşudur. Şimdi böyle bir hediyeden alınacak zevk ve sürur, evvelkinden bin derece daha fazladır. Zira bu hediyeden onu veren padişaha intikal mevzuubahistir ve önemli olan da odur. Cenâb-ı Hakk’ın in’am (nimetlendirmesi) ve ihsanı karşısında da durum bundan farklı değildir. Verilen nimetlerden istifade ile bu nimetleri verene intikal etme ve O’nunla huzur bulma arasındaki fark ise küçümsenemeyecek kadar mühimdir.

c. Hamd ve İnsanlığın İftihar Tablosu

İnsan hem hâmiddir, hem de mahmuddur, yani hem hamd eden, hem de övülendir. O, Cenâb-ı Hakk’a karşı yerine getirdiği hamdiyle hâmid, gökte ve yerde övülüp medhedilmesiyle de mahmuddur. Zaten kâinatın hulâsası ve Beşeriyetin İftihar Tablosu’nun isimleri olan “Ahmed, Mahmud ve Muhammed” kelimeleri de hep “hamd” masdarının etrafında dönüp durmaktadır.

86