Burada mastar olduğu hâlde ism-i fail mânâsına gelen رَبِّ kelimesi ve ardından da bütün âlemler mânâsına اَلْعَالَمِينَ kelimesi zikrediliyor. Bütün âlemlerin terbiyecisi ve bütün âlemleri kemale erdiren Allah’tır. Demek bütün âlem Allah’ın terbiyesindedir. O’nun terbiyesini görmeyen kemale eremez. O’nun terbiyesini almayan ot, ot olarak varlığa eremez. O’nun terbiyesiyle tımar olmayan ağaç meyve veremez. O’nun terbiyesinden geçmeyen hava zehirden arınamaz. O’nun terbiyesini görmeyen şeker kamıştan ayrı olamaz. O terbiyedir ki, ummadığımız taş gibi kaskatı şeylerden, hayat sahibi canlı varlık meydana getirir. O terbiyedir ki, çok ölüleri hayata mazhar edip dipdiri yapar. O terbiyedir ki, en basit şeyleri dahi kemale mazhar edip en mükemmel, en muhteşem, en muallâ şeyler hâline getirir. Ve siz ona gösterilen itina ve itiyat karşısında hayret ve hayranlık secdesine kapanırsınız.
Terbiye, bir şeyin, olabileceği en son noktaya ulaştırılması demektir. Bir otun çiçek açma kabiliyeti varsa, onun nihaî gelişme noktası çiçek açmaktır. Bir ağaç meyve veriyorsa onun son noktası da meyve vermektir. Esasen meyve vermesi gereken bir ağaç meyve vermiyorsa o, terbiyede kemale ermemiş, terbiye olmamış demektir. Bir yılanın terbiyesinde de bir son hududu vardır. Eğer bu yılan zehirli ise, onun terbiyedeki kemali, zehrin teşekkül etmesidir. Kör yılanın gözü görmez, fakat hayatta yaşamasını devam ettirecek mekanizma tam ve en mükemmel şekilde onda teşekkül ederse, artık o fıtratın kendisine tayin ettiği hududun bu son noktasına varmış sayılır. O, onun kâb-ı kavseynidir. Meyve veren ağacın meyve vermesi, çiçek açan bir otun çiçek açması, bir hayvanın fıtraten kendisine çizilmiş olan hudutların son noktasına ulaşması hep onların kâb-ı kavseynidir.