İçeriğe geç
15. Bölüm

F. “mâliki Yevmi’d-dîn” Âyeti

Kur’ân-ı Kerim’in üslûbundaki insicama bakın ki, “er-Rahmâni’r-Rahîm”de gizli bir remiz ve işaretle anlattığı biz insanların mesuliyetini, bu âyette gayet açık olarak dile getirmekle, bir evvelki âyetin gizli kalan yönünü hemen bir âyet sonra tefsir ve izah ediyor.

O, Allah’tır. Âlemlerin Rabbi’dir. Rahmân ve Rahîm’dir. Size verdiği iradenin karşılığını verecektir. Çünkü O, Din Günü’nün tek ve yekta Sahibidir. يَوْمِ الدِّينِ “Ceza günü” demektir. Ancak buradaki “ceza” Türkçe’de anladığımız mânâda değildir. Zira biz cezayı daima ikâb mânâsında kullanırız. Hâlbuki ahiret hem mükâfatın hem de ikâbın, yani bizde kullanıldığı mânâsıyla cezanın olduğu bir gündür. Öyleyse ceza günü, iyi ve kötünün karşılığını gördüğü bir gün demektir.

Din Günü: Ceza, hesap, itaat ve kahır günü mânâlarına gelir. Ancak umumî mânâda Din Günü, hak din olan İslâm’ın zuhur edeceği gün demektir. Ceza ve mükâfat denince, akla kıyamet gelir. O takdirde, Din Günü’yle kıyamet kasdolunmuş olur. O gün sûra üflenecek, haşr ve neşr olacak ve amel defterleri sahiplerine teslim edilecektir. Ardından iyiler iyiliklerinin mükâfatını, kötüler de kötülüklerinin cezasını göreceklerdir.

Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, insanlara, imanın bütün erkânını hemen bu bir iki âyet içinde ima ve işaret ediyor. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ۝اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ derken Rabbü’l-âlemîn olan Allah’ı ve o Allah’a karşı kulluk vazifesi olan hamd ve senâyı, Rahmân ve Rahîm isimleriyle Kur’ân-ı Kerim’in zuhurunu, Nebi’nin gönderilişini ve hemen bu lütufların arkasından da “haşr u neşr”i hatırlatıyor. Böyle bir âhenk ve sistem içinde birbirini gerektiren imanın erkânını nazara veriyor ve insanı hizaya gelmeye davet ediyor.

138