Allah var, kulluk yapacaksın. O Rahmân ve Rahîm’dir. Peygamber göndermiş, kitap indirmiş ve sana yolunu göstermiştir. Öyle ise Allah’ın hem kahırla hem rahmetle tecellî edeceği, zalimin cezalandırılıp mazlumun mükâfatlandırılacağı, merhamete muhtaç olanın merhamete mazhar ve bu hakkı kaybedenin gazaba uğrayacağı bir ceza günü mutlaka gelecektir. Burada rahmetin cilvesi olarak dalgalanan bütün nimetler kesintiye uğrasa dahi, numune olarak gösterdiği bu şeyler öteki âlemde, hem Rabbü’l-âlemîn hem de Rahmân ve Rahîm’in gereği olarak devam edecektir. Firavunlar, şeddatlar, zalimler ve mâlikiyet iddiasında bulunanlar o gün yakayı ele verecek, burada Rabbinin emirlerine râm olan kimseler ise o Din Günü’nün Mâliki’nin huzurunda emn ü eman içinde Dârü’s-Selâm’a dahil olacaklardır.
Hadis-i kudsîde: لَا أَجْمَعُ بَيْنَ أَمْنَيْنِ وَلَا أَجْمَعُ بَيْنَ خَوْفَيْنِ“İki emniyeti ve iki korkuyu bir arada vermem.”1 diyen Allah Teâlâ’nın, iki korkuyu bir arada vermediğini, mü’minler o gün orada mutlaka görecek, kâfirler de, iki emniyetin bir arada olmadığını müşâhede edeceklerdir. İşte bu muadele ve muvazene içinde iman esaslarına baktığımız zaman, insan ruhuna ve insan fıtratına ne kadar mülâyim ve iman rükünlerinin nasıl birbirini gerektirdiğini müşâhede etmiş oluyoruz.
a. Kıyamet: Her Şeyin Ayağa Kalktığı Gün
Dipnotlar
- 1 İbn Hibbân, es-Sahîh 2/406; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 1/483.