İçeriğe geç
18. Bölüm

I. “sırâtallezîne…” Âyeti

صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

İn’am: Allah’ın bize nimet vermesi, nimetin bize ulaşması demektir. Esasen أَنْعَمْتَ kelimesi harf-i cerre (edat) ihtiyacı olmadan kendinden sonra doğrudan doğruya bir nesneyle kullanılır. Bununla beraber عَلَيْهِمْ derken عَلَى harf-i cerri vardır. Bu, emrin yukarıdan geldiğine, galip ve her şeye hâkim biri tarafından emir verildiğine; bizim tarafımızdan bu emrin yerine getirilmesi gerektiğine bir işaret ve bir remizdir. Evet, bu harf-i cerle bizim mükellefiyetimiz, sorumluluğumuz ve Cenâb-ı Hakk’ın da azamet ve Rubûbiyeti anlatılmaktadır.

a. İn’am ve Nimetten İstifade Etme Nimeti

İn’amda, insanın nimet lezzetinden istifade etmesi ve haz duyması mânâsı da vardır. Allah bize nimet verir, biz de o nimetten lezzet alır ve haz duyarız. İşte buna “in’am” diyoruz. Burada esas itibarıyla işin sebebi anılıp neticesi murad edilmektedir. Şöyle ki, “En’amte” kelimesiyle in’am yani, nimetlendirme işi söylenir. Hâlbuki insana lezzet veren nimettir. Binaenaleyh o in’amdan istifade etme işine de nimet diyoruz. Arap كَمْ مِنْ نِعْمَةٍ لَا نِعْمَةَ لَهُ dediği zaman bunu kastediyor: “Nice nimet sahipleri vardır ki, onların nimetleri yoktur.” Yani nimetten istifade edemezler. Ekmeği, buğdayı, yağı, tuzu vardır da ağzının tadı yoktur yiyemez. Serveti, sâmânı vardır da gırtlağında bir ur çıkmıştır, bundan dolayı da sadece bulamaç içmektedir; nimetten istifade edemez. Erkekse zevcesi vardır, kadınsa zevci vardır, fakat bütün bunlardan istifade edemezler. İslâm ülkesinde doğmuş büyümüştür ama hakikatlere karşı gözleri kapalı ve habersizdir; “O mâhiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.”

200