İçeriğe geç

Allah’ın bizim ifrat ve tefritlerimizi, kulluğu terk edişimizi, haddi aşmamızı, bize verdiği kabiliyetleri suiistimal veya o kabiliyetleri âtıl bırakıp çalıştırmayışımızı bağışlamasına uhrevî nimetler nazarıyla bakılır. Diğer taraftan kalbimizin imana hazır olması, Cennet’in bizim için hazırlanması, Cennet’e karşı içimizde sonsuz bir iştiyakın bulunması uhrevî birer nimettir. Sen çiçeği, baharı, Cennet’i ve bütün Cennet, cemalinin tek bir cilvesi olan Allah’ın cemalini istiyorsun. Sendeki bu sonsuzluk arzusu, sana, senden olamaz. Bu arzu, her şeyiyle nâmütenâhî olan Allah’tan gelmektedir. Demek Cennet arzusunun senin içinde kabarması, seni şevke getirmesi, Allah وَاللّٰهُ يَدْعُۤوا إِلَى دَارِ السَّلَامِ1 derken, bu âyetin senin ruhunda mâkes bulması ve senin beklenti içinde o yola gitmen ve emin yolla Selâm Yurdu’na varıp ulaşman tamamen Cenâb-ı Hakk’ın hediyesi ve lütfudur, bunlarda senin dahlin de yoktur.

Uhrevî nimetler de vehbî, kesbî, ruhanî ve cismanîdir. Bunların bir kısmı mârifet hâlinde içimizde bize zevk ve lezzetini hissettirmektedir. Bir kısmı da cismanî arzularımıza cevap verecek şekilde; Cennet ve ebedî saadet hâlinde hazırlanmıştır. İşte صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ derken, dünyevî ve uhrevî, cismanî ve ruhanî, vehbî ve kesbî bahşettiği bütün nimetleri, nimetlenmeleri ihtiva edecek şekilde ne kadar Allah’ın nimeti ve lütfu varsa, o nimet ve lütuflara mazhar olmuş ve Allah’ı hoşnut etmiş salih zümrenin yoluna bizleri hidayet eyle Allahım diyoruz.

Bizler her an Cenâb-ı Hakk’ın, başımızdan aşağı yağdırdığı binlerce lütfuna mazharız. Bunlardan pek çoğu da bizim için hayatî değer arz etmektedir.

203