“Mü’min ne bahtlı, ne tâli’li kimsedir! Evet, onun bütün işleri hayırdır. Bu, mü’minden başkası için de söz konusu değildir. Kendisine varlık isabet ederse şükreder, bu onun için hayır olur. Darlık isabet ederse sabreder, bu da onun için hayır olur.”6
İşte biz غَيْرِ الْمَغْضُوبِ derken, Allah’ın gazabına uğramış ve Allah’ın yolundan çıkmış insanlardan olmamayı O’ndan talep ediyoruz.
e. Haktan Sapmayanların Yolu
اَلضَّالِّينَ kelimesine gelince; Arapça’da ضَلَال sapıklık demektir. اَلضَّالّ de sapık insana denir. اَلضَّالِّينَ ise “sapıklar” mânâsına bir çoğuldur. Dalâlet bazen şaşkınlıktan olur, bazen de şaşkınlık dalâletten olur. Dalâlet; körlük, aklı kullanmama ve hayrette kalmadır ki, bunlar bazen de dalâlete sebeptir. Bazen de insan dalâlete düşer, sonra da arkasından akılsızlık, bunaklık, şaşkınlık, hayret ve dehşet gelir. Bunlar bir bakıma birbirinin lâzımıdır. Âdeta aralarında bir telâzum ve devir var gibidir. Evet, biz غَيْرِالْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ derken Cenâb-ı Hakk’a, şaşkınlık ve hayret içinde dalâlette bulunan, hak ve hakikatin berrak yüzünü göremeyen kimselerin yoluna atmaması için rica ve niyazda bulunuyoruz.
Burada ayrı bir husus da şudur: غَيْرِالْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ âyetindeki اَلْمَغْضُوبِ ve اَلضَّالِّينَ kelimelerinin başında harf-i tarif vardır. Arapça’da harf-i tarifin; ahd-i zihnî, ahd-i haricî, cins ve istiğrak gibi mânâlara geldiği malumdur. Burada lâm-ı tarifi cins mânâsına alacak olursak; ne kadar dalâlete girmiş ve ne kadar Allah’ın gazabına uğramış varsa hepsini kasdetmiş ve onların gittikleri yola düşmemek için, Allah’ın hidayetine sığınmayı talep ettiğimizi ifade etmiş oluruz.
Dipnotlar
- 6 Müslim, zühd 64.