İnsanlık, kendisiyle ruh, kalb ve hisleri arasındaki münasebeti kavrayıp Cenâb-ı Hak’la olan alâkasını idrak edebilirse, ancak ondan sonra bu sapmalardan kurtulacaktır ki, bunu da bize sadece, Kur’ân-ı Kerim ve Kur’ân’ın tecessüm etmiş tek timsali Nebiler Sultanı anlatır ve izah eder. Zaten yukarıda –bir nebze dahi olsa– bâtılı tasvirimiz de, bu mânâya intikal edebilmek içindi.
İnsanın evc-i kemale çıkması ve fıtratının kâb-ı kavseynine ulaşması ancak ve ancak ilâhî terbiye ile terbiye edilmesine bağlıdır. Bu kemale eriş ise, Allah ahlâkıyla ahlâklanma düsturunda esas mânâ ve tonunu bulacaktır. Din, insana böyle bir ahlâkı tavsiye eder.32 Ve sadece tavsiye ile kalmaz, insanı elinden tutup bu makama erdirecek yolun başına getirir ki, sırat-ı müstakîm de Kur’ân’ın tutup gittiği bu yoldur.
Hâlbuki bugüne kadar beşerî sistemler, meseleye ne kadar ilmî ve pozitif veche vermeye çalışırlarsa çalışsınlar onların tedavi adına her teşebbüsü, insana indirilmiş müthiş bir darbeden ibaret kalmıştır.
Dipnotlar
- 32 Bkz.: el-Kelâbâzî, et-Taarruf 1/5; el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 4/306; el-Cürcânî, et-Ta’rifât 1/564.