İçeriğe geç

Muhyiddin İbn Arabî, Şam’da sokakta gezerken, bir şakînin darağacında asılmış olduğunu görür. Hemen onun yanına koşar ve gayz içinde bu adamı seyreden kimselerden birinin yanına sokulur ve sorar:

Bunu niye astılar? Adam:

Hazret, bu bir şakî idi, der. Tekrar sorar:

Ne yapmıştı? Adam cevap verir:

Eşkiyalık. İnsanlara musallat oldu, ırza, namusa saldırdı, adam öldürdü…

Bunun üzerine Muhyiddin İbn Arabî koşar, şakînin ayaklarını öpmeye başlar. Etrafındakiler ona:

Hazret, bu insanların en pest ve en aşağısıdır. Ne diye ayaklarını öpüyorsunuz? derler. Cevap verir:

Hayır, dediğiniz gibi değil. Her mesleğin bir müntehası, bir kemali, bir son noktası vardır. Her meslek, meslek sahibini o noktaya sevk eder. Meslek sahibi o noktaya vardığı zaman kemale ermiş, olgunlaşmış olur. Şekavet mesleğinin son noktası da idam sehpasıdır ve bu zat mesleğinde muvaffak olmuştur. Onun için ayağını öpüyorum.

Hazretin vermek istediği bir ders vardır. Ve bu dersi en beliğ şekilde mücerret ile müşahhası birleştirerek vermiştir. Ve şunu demek istemektedir:

Ey insan! Senin de bir kâb-ı kavseynin var: İnsan-ı kâmil olmak. Ve ey mü’min! Senin kâb-ı kavseynin ise Allah, Resûlullah ve Kitabullah’ta fâni olmak ve nefsaniyetin itibarıyla eriyip gitmek!.

126