Terbiyede beşerin kâb-ı kavseyne kadar gitmesi için ona da yol açıktır. Ve eğer beşer, kendisi için takdir edilmiş olan bu kâb-ı kavseyne ulaşmamışsa, kimlerden ve nerelerden aşağı düşeceğini düşünmeli ve mutlaka yerini kontrol etmelidir. Düşünmelidir, çünkü Kur’ân böylelerine: إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا“Onlar hayvanlar gibi, belki tutup gittikleri yol itibarıyla onlardan da aşağıdır.”30 buyuruyor.
Allah (celle celâluhu), silsile silsile bütün kâinatı terbiye etmektedir. O’nun bu terbiyesiyledir ki, atomdan çeşitli moleküller, moleküllerden de hücreler yaratılıyor. Sonra hücreler de terbiye ediliyor. Onlardan da canlılar meydana geliyor. Daha sonra da atomlardan aylar, yıldızlar ve sistemler yaratılıyor. Ve yaratılan sistemler âlemleri meydana getiriyor ki, Allah رَبِّ الْعَالَمِينَ unvanıyla bize bunları anlatıyor.
1. Âlemîn Kelimesinin Akıllıların Çoğul Yapıldığı Kip ile Anlatılması
O, bütün âlemlerin terbiyecisidir. اَلْعَالَمِينَ kelimesinin, akıllıların çoğul yapıldığı bir kip ile anılması da, esasen bu âlemlerin terbiye şeklini anlayıp idrak edeceklerin akıl sahibi insanlar olmasına tatlı bir işarettir. Bu işaretten de anlaşılıyor ki, Cenâb-ı Hakk’a alâmet olmayan bir âlemin var olmasının mânâsı yoktur.
Eğer şuur ve idrakiyle âleme bir kıymet ve değer getiren insan bu âlemden hariç tutulacak olsaydı, اَلْعَالَمِينَ yerine اَلْعَوَالِم denecekti. Fakat âlemi anlamada insanın önceliği olması hasebiyle اَلْعَالَمِينَ denilmiştir. İnsanın yanında, melekler ve cinler gibi varlıklar da şuur sahibidir. Ancak onlar, insan-ı kâmilin anlayabileceği çok şeyi anlamaktan âcizdirler.
Dipnotlar
- 30 Furkan sûresi, 25/44.