Bunda diğer bir nükte de şudur. Sanki cansız ve şuursuz varlıklar, şuur ve akıl sahibi varlıkların potasında eritilerek, şuurlu ve akıllı birer varlık hâline getirilmişlerdir. Kâinat, bir bağ ve bahçenin sahibine delâlet edip âdeta onu terennüm etmesi gibi, Cenâb-ı Hakk’ı terennüm etmektedir. Hâsılı gökyüzüne, yıldızlarla لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ yazılsaydı semanın yıldızlarla yaldızlanmış tertemiz yüzündeki yaratılış mucizesi kadar, Cenâb-ı Hakk’ı ilân etmiş olmazdı.
İşte, bir çiçekten semanın o temiz çehresine kadar her varlık, ciddî bir terbiye ile ele alınıp terbiye ediliyor ki, bu intizam ve nizam devam ediyor. Ve devamıyla da durmadan ve ebedî bir lisanla, لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ diyor. Öyleyse bu varlıklar da sanki şuurlu gibi hareket etmektedirler. Dolayısıyla اَلْعَالَمِينَ ’nin içine girmeye lâyıktırlar. İşte bunları bu noktaya sevk eden رَبِّ الْعَالَمِينَ unvanıyla bize Kendisini anlatan Allah’tır (celle celâluhu).
2. İnsanın Terbiyesi
İnsan, terbiye yönünde bir ameliyeye, yani kendisinden meyve alınabilecek bir muameleye tâbi tutulmazsa çürür. Nasıl ki ağaçtan beklenen, meyvesidir; öyle de, insandan da beklenen bir meyve vardır; o da kâb-ı kavseyn-i beşeriyeye çıkmaktır. O, bu meyveyi elde etme hususunda kimyasal bir muamele gibi bir muameleye tâbi tutulursa meyve verir, tutulmazsa bozulur çürür. Sütün bozulması gibi bozulur gider. İnsanla süt arasındaki münasebeti, kâb-ı kavseyne çıktığı noktada Nebiler Nebisi (sallallâhu aleyhi ve sellem) bize şöyle anlatmaktadır: “Bana o noktada bir bardak süt ve bir bardak da içki takdim edildi, ben önce tereddütte kaldım, sonra da sütü alıp içtim; bunun üzerine Cibril: ‘Fıtratı tercih ettin. İçkiyi içseydin, ümmetin tuğyan edecekti’ dedi.”31
Dipnotlar
- 31 Buhârî, enbiyâ 24, 47, menâkıbü’l-ensâr 42, eşribe 12; Müslim, îmân 259, 264, 272.