İçeriğe geç

Bir ameliyeye tâbi tutulmadan, bir muamele görmeden ve tımar edilmeden neslin kurtuluşunu beklemek safdilliktir. Eğer bütün dünya nesillerinde bir kurtuluş, bir ıslah hâli bekleniyorsa bu bizim kendi gayret ve iradelerimizle Allah’a teveccüh etmemiz şeklinde gerçekleştirilmeye çalışılmalıdır.

Evet, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) dediği, yaptığı ve olduğu gibi bir düzen kurmak istiyorsak O’nun gibi davranmak zorundayız. O, Bedir’de ellerini açtı ve: “Allahım, bu Senin askerindir. Burada mağlup olursak kıyamete kadar artık Senin adını anacak olmayacaktır.”36 diye yalvardı. O kadar ısrarla yalvardı ki, cübbesi sırtından düşerken farkında bile değildi. O, bu noktaya kadar irade ve ihtiyarıyla yapabileceği her şeyi yapmış ve tam kıvamında bir cemaatle Allah’ın huzuruna çıkmıştı. Ondan öte bütün himmetiyle ve inayetiyle Allah’a dayanıyor: “Allahım, ötesini Sana havale ediyorum.” diyordu. Ve Allah, Habîbi’nin imdadına koşuyor, O’nu teyit ediyordu. Artık insanlarla beraber o meydanda melekler at koşturuyordu.

İşte böylesine bir yöneliştir ki, Allah’ın yardım ve muvaffak etmesiyle kötülüğü emreden nefislerimizin ve bütün kötülük emreden nefisler için çalışan şeytanlaşmış insanların başına melek kırbaçlarının inmesi şeklinde bir netice doğuracaktır. Allah doğrudan doğruya işe vaziyet ve müdahale edecek ve O’nun terbiyesine uygun hareket ettiğimizden dolayı da böyle bir terbiye yaratacak ve bizi terbiyeli zümreler arasına katacaktır.

Allah’ın terbiye kanunları dışındaki terbiyeye terbiyesizlik denir. Evet, kemale erdirmeyen ve insanı son oluş noktasına götürmeyen terbiye noksandır. Hâlbuki terbiye, bir bütün olmalıdır. Bir yol bizi insanın varacağı son noktaya götürmüyorsa o yol bâtıldır. Hâlbuki bir insanın varacağı en son nokta ise, onun, doğrulukta evc-i kemale çıkması ve kâb-ı kavseyne ulaşmasıdır.

125