Başka bir defasında da, üzerinde bulunduğu Uhud dağı sarsılınca: اُثْـبُتْ أُحُدُ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ نَبِيٌّ وَصِدِّيقٌ وَشَهِيدَانِ buyurarak, “Dur ey Uhud, senin üzerinde Nebi, Sıddîk ve iki de Şehit var.”24 demiş ve O’nun emri üzerine de dağ durmuştu. Belki son durum itibarıyla bu bir mucizeydi. Ancak evvelki hâl Efendimiz’in her zamanki tavrıydı. O, eşya ile münasebete geçiyor ve bütün bir kâinata ‘kardeşlik beşiği’ nazarıyla bakıyordu. O’nun, hayvan, ağaç, taş ve daha nice varlıklarla konuştuğu tarihen sabit hakikatlerdendir. Ve bir mü’minin de, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu hareketinden alacağı ders ve ibret cidden büyüktür.
Bu hakikate ulaşma da, ancak, tevhide ermek ve her şeyin “Bir”den gelip “Bir”e döneceğine tam ve yakînî bir imanla inanmakla mümkündür.
Onun içindir ki Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), imanın tercümanı olan لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ cümlesini şu mübarek sözüyle şöylece anlatıyor: أَفْضَلُ مَا قُلْتُ أَنَا وَالنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلِي: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ “Ben ve benden evvel bütün peygamberlerin söylediği en faziletli, en hayat bahşedici, en mânâlı, en tonlu ve çaplı ifadeلَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُifadesidir.”25 Allah’tan başka yaratıcı ve Mâbud, Allah’tan başka kendisi için mest ve sermest olunacak varlık yoktur.
2. “Elhamdülillâh” ve Meleklere İman
Dipnotlar
- 24 Buhâri, fezâilü ashâb 5, 6; Tirmizî, menâkıb 18.
- 25 Muvatta, Kur’ân 32, hac 246; Abdurrezzak, el-Musannef 4/378. Yakın ifadelerle bkz.: Tirmizî, daavât 122.