İnsanın da bir kâb-ı kavseyni vardır. Ve o En Kâmil İnsan’da miraçta ifade edilmiştir. Büyük mürebbi Nebiler Sultan’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) kâb-ı kavseyn’e çıktığını anlatırken Allah eliyle terbiye edilmekte, en son noktaya vardığını anlatmaktadır. İmkân âleminden sıyrılması, çokluk âleminden çıkması, birliği kavraması, sonra da çokluk âlemindekileri vahdete götürebilme aşk ve heyecanını duyması. İşte biz bu âna imkân ve vücup arası mânâsına “Kâb-ı Kavseyn” diyoruz.
Şöyle ki, terbiye edilen her şey terbiyesi ve tımarı neticesinde Allah’a delâlet etmektedir. Siz fundalıkların kapladığı fakat hiçbir tımarın görülüp müşâhede edilmediği bir dağa, bir vadiye, bir deniz kenarına gidip karmakarışık otları müşâhede etseniz, düşünmediğiniz için, bunları bir an için de olsa sebeplere, tabiata verebilirsiniz; kendi kendine olmuştur diyebilirsiniz. Ama ilim kıstasıyla bakacak olursanız, onların da, Allah tarafından yapılmış olduğunu göreceksiniz. Fakat bir de görseniz ki, bu gelişigüzel, karmakarışık zemin ve yeşillikler bir fundalık değil de, arasında yollar açılmış ve su vermek için kanallar düzenlenmiş, ağaçlar budanmış, etrafında bir daire çevrilmiş, tel örgü yapılmış.. ve sonra oraya kuşları kaçırmak için korkuluklar dikilmiş, bir muhteşem bağ ve bahçe…