İçeriğe geç

Bütün bunları gördükten sonra artık bunun gelişigüzel, tesadüfen olduğuna hiç ihtimal verebilir misiniz? “Rastlantı eseri olarak böyle olmuş” diyebilir misiniz? Tesadüfe hamledebilir misiniz? Asla ve kat’a! İşte Allah (celle celâluhu), kâinatı böyle tımar edilmiş olarak karşımıza çıkarıyor. Tıpkı kanalı açılmış, bağı bahçesi tımar edilmiş, içinde yollar yapılmış ve sonra korkuluk gibi şeyler dikilmiş, etrafı da tel örgüyle çevrilmiş bir bahçe gibi… Karşınıza çıkan her ağaç, o bağdaki her parça, her gül ve çiçeğin âdeta insan gibi “Allah” dediğini duyacaksınız.

İşte, bunun için sanki cansızlar da, şuurlular arasına katılarak “âlemîn”den bir parça oluyor. Allah hepsini katıp karıştırıyor. Meleği insana, insanı şeytana, şeytanı cine… Ve seni bir safta mütalâa ederek diyor ki; ağaçtan ota, ottan bağa, bağdan bahçeye, bahçeden yerin bağ ve bostanlarına kadar.. ondan da semanın yıldızlarla yaldızlanmış tertemiz yüzüne kadar her şeyi terbiye eden ve her şeyi en uç noktaya kadar götüren, “Rabbü’l-âlemîn” unvanıyla, Allah’tır.

Kâb-ı kavseyni ister ok ve yayla misallendirelim, isterse başka şeylerle anlatalım. Bütün bu ölçüler hiçbir zaman, gözünün biriyle çokluklar dünyasına bakan, diğer gözüyle de Vâcibü’l-Vücud’a nazar eden ve böylece vücubla imkânı bir araya getirip vücub ve imkân arasında bir makamı cem eden Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) vaziyetini ifade edemez.

113