İşte bu prensipler açısından İslâm ekonomi doktrinini, ebedî ve değişmez değerlerden tecrit edilemezlik anlayışı içinde, “Allah’ın koymuş bulunduğu mutlak değerlere göre, fert ve cemiyetin hayat standardını düzenleyen prensipler bütünü.” şeklinde tarif edebiliriz.
İslâm ekonomi doktrininde ferdin mutluluğu, ayrıca içinde yaşadığı toplumun huzur, refah ve mutluluğu ile de bölünmez bir bütünlük arz eder.
Sağlam bir içtimaî yapıya oturtulmuş hemen bütün ekonomik sistemlerde ortak bazı noktalar vardır. Bunlar, hemen her ekonomik düzende aynıdır ve değişmez.
Meselâ, her ekonomik sistem gelir kaynakları meselesini ele alır; bu kaynakların en verimli şekilde kullanımı ve dağılımı konusunu inceler. Arz ve talep ile gelir ve gider arasındaki dengeyi hiçbir zaman göz ardı etmez ve bu dengeyi koruyucu tedbirler teklif eder.
Yine, ferdin belli bir gelir kaynağını işletmesi, elde ettiği ürünleri satması, mübadelede bulunması, gelirini harcaması veya yeni yatırımlara girişmesi gibi mevzular, bütün ekonomik sistemlerin müşterek meseleleridir. Bunlar ve bunlar gibi daha pek çok husus, iktisadî bünyenin belli başlı unsurlarını teşkil eder.
Ancak ekonomik sistemleri bu tür mevzularıyla değil, ekonomik meselelere yaklaşımları, ekonomik hayatın her sahasında koydukları prensipler ve getirdikleri ölçüleriyle değerlendirir ve aralarındaki farkı görürüz. Yoksa, İslâm ekonomisinde de ticaret mevzuu vardır, emek ve sermaye münasebetleri vardır, kazanma ve harcama yolları vardır.
Mühim olan, İslâm’ın bunları düzenleme biçimi, onlara temel bakış açısı ve ana değerlendirme kalıplarıdır. Bu noktadan, İslâm ekonomisi eşsizdir, kendine hastır ve bütün ekonomik sistemlerden ayrıdır.