İçeriğe geç

Zaman zaman İslâm ekonomisi ile kapitalizm veya komünizm arasında karşılaştırmalar yapılmış ve hususiyle bu asrın başında İslâm, kapitalizme daha yakın görülmüş ve gösterilmiş; sosyalizmin revaç bulduğu asrın ortalarına doğru ise, bu defa o, sosyalizmle barışık bir sistemmiş gibi sunulmak istenmiştir.

Oysaki İslâm, teferruatta ister istemez bazen kapitalizme, bazen sosyalizme yaklaşsa da, o her hususta olduğu gibi ekonomik yapısı itibarıyla da hem dünyayı hem ukbâyı, dolayısıyla insanın bütün hayatını kucaklayan ilâhî bir dinin bütünlüğü içinde, sahip olduğu kendine has yeriyle, sosyalizme uzak olduğu kadar kapitalizme, kapitalizme uzak olduğu kadar da bir başka izm’e uzaktır ve aralarında hiçbir temel benzerlik bulmak da mümkün değildir.

Her şeyden önce ayrılık, temel bakış noktasındadır. Bundan dolayı da onu diğerleriyle aynı çizgide mütalâa etmek yanlıştır.

İslâm, ferdin ahiret mutluluğunu ve bu mutluluğun kazanılma yeri olan dünyadaki yaşamı da esas alır. Ona göre, dünya ve ahiret, bir evin iki odası gibi yan yanadır; birbirinden ayrı değildir ve bir bakıma, birbirinin tamamlayıcısı mesabesindedirler. Fert planında olsun toplum planında olsun, herkes hayatını bu prensibe göre ayarlayacağından, iktisat da gerçek tarif ve yerini yine bu prensibin içinde bulacaktır.

İkinci olarak, insan dahil, mülk bütünüyle Allah’ındır. İnsan da Allah’ın mülkünde bir emanetçidir. Hem öyle bir emanetçi ki o, kendi bedenindeki tasarruflarında bile keyfemâyeşâ (dilediğini yapmakta hür) değildir. Dolayısıyla, bedeni dahil kendi mülkünde istediği gibi tasarrufta bulunamaz.

Bu prensip çerçevesinde, belli nispette özel mülkiyete sahip olsa da, bu mülkiyeti kullanma, gelirinden istifade etme ve miras bırakma gibi hür tasarruflarında da Allah’ın tayin ettiği çizgide hareket etmek zorundadır.

181