İçeriğe geç

Bundan ötürü, ekonomik sistemler, kaynakların insanların ihtiyaçları çerçevesinde dengeli ve adaletli dağılımını, en verimli şekilde işletilip, en rantabl biçimde kullanımını esas alır. Bu noktada birleşen iktisat sistemleri, bu meselelere bakışları, konuyla alâkalı getirdikleri prensipler ve ortaya koydukları düzenlemeler açısından farklılıklar arz eder.

Meselâ, bir sistem vardır ki, onda ekonomik faaliyetler her şeyin başında gelir. Bu sistemde insan, yiyen, içen, üreten ve tüketen bir varlık olarak görülür ve dolayısıyla da âzamî tüketim ön plana çıkar. İnsan, tükettiği nispette insandır ve hep daha çok tüketim için çırpınır durur.

Böyle bir sistemde beşerî arzuların tatmini esas olup âdeta, “Geçmiş, gelecek masal hep/Eğlenmene bak, ömrünü berbat etme!” (Ömer Hayyam) anlayışı içinde fert, ömrünü sonu gelmez arzularını tatmin peşinde tüketir. Böyle bir sistemde dinî ve ahlâkî değerler elbette ön plana çıkamaz ve “insan, insanın kurdu” hâline gelir.

Sonuç olarak, vicdanı, sorumluluk anlayışı, adalet, hakkaniyet duyguları tefessüh etmiş bulunan fert, kanunların boşluklarına sığınır ve gücü nispetinde kanunları kendi lehinde değiştirerek, her şeyi kendine benzetir. Bu sistem kapitalist sistemdir.

Bir başka sistemde, devlet adına bir grup her şeye el koyar. Âdeta, arzuların, ihtiyaçların, hatta emeğin de eşitliği adına bütün insanları işçi kabul eder ve ferdî teşebbüse, dolayısıyla ferdî istidatların neşv ü nemâ bulmasına hiç mi hiç yer vermez. İnsanı dar ihtiyaçlara göre düşünür ve elden geldiğince onu emek sınırlarına hapseder. Temelde insanî fıtratı nazara almaz ve neticede istidatları körelttiği gibi, insanları da gizli gizli çalmaya alıştırır. Bu sistem de komünist sistemdir.

179