İçeriğe geç

Bu iki düşünürün ittifak ettikleri bazı noktalar bulunmakla beraber, kimin düşüncelerinin kimden mülhem olduğu bellidir. Aralarında benzerlik vardır; çünkü, ikisi de içtimaî kaynaşmaların olduğu buhranlı ve krizli bir ortamda neş’et etmişlerdir. Bu açıdan, her ikisi de arıza dönemlerine ait etkilenmelerden âzâde kalamamışlardır.

Arızalı dönem için yapılan gözlem ve tespitlerin sıhhatli dönem için geçerli olmayacağı muhakkak ve müsellemdir. Komaya girmiş ve oksijen çadırında beslenen bir insan için hekimlerin bir araya gelip verdikleri karar, sağlam insanlara tatbik edilse, ortaya çıkacak neticeyi tahmin etmek zor değildir. İşte Marks’ın ve bir bakıma merhum İbn Haldun’un, hatta Tûsî’nin durumu da aynı mülâhazalarla mâlûldür.

Kur’ân ise her şeye manzar-ı a’lâdan baktığı ve Allah’ın muhît ilminden kaynaklandığı için hiçbir arıza ile malûl değildir. Evet, onun anlattığı şeylerde arıza olmaz. O bütün krizlerin, buhranların üstünde kalabilecek niteliktedir. O muhît ilimde kriz sebep, krizden doğan şey de müsebbep olamaz. O muhît ilimde ne illet ne de malûl söz konusudur. Allah, manzar-ı a’lâdan her şeyi -sebep ve müsebbep- iç içe görmekte ve ona göre hüküm vermektedir.

Aslında Allah’ın verdiği bütün hükümlerde durum aynıdır. Onun için bir kere daha hatırlatıyoruz ki, İslâm’ın ekonomik yapısı vahiy ile müeyyettir.. ve bu yüce sistemin müntesipleri olan bizler, eğer O’nun değişmeyen düsturlarını ahlâk hâline getirip bütünüyle yaşayabilseydik kolumuz bükülmez ve bugünkü tereddîye (gerileme) girilmezdi.

197