İçeriğe geç

Mü’minde cömertlik ve fedakârlık, köklü birer ahlâkî derinliktir. O, Sahib-i Şeriat’tan duyduğu, “Kardeşi aç iken tok yatan bizden değildir.”17 fehvâsınca, kardeşini doyurmadan kendisi yemeyen bir insandır. İşte mü’min, bunu tamamen ahlâk olarak benimsemiştir. Bu itibarla da o, başkaları açken tok olmayı düşünmez.

Onun içindir ki, biz iktisadî yapımızı ele alırken, başkaları bunları nasıl formüle ederse etsin, bizde bir hayat hâline gelen şekliyle ele alıp öyle değerlendirme mecburiyetindeyiz. Nitekim, ileride misalleri geldikçe bu husus daha vâzıh bir şekilde görülecektir.

Ve söz buraya gelmişken, daha önceleri söylediğimiz bir hususu bir kere daha hatırlatmak istiyorum: İslâm iktisadını hiç kimse fert olarak vaz’etmiş, sistemleştirmiş değildir. O lâhûtîdir ve o bizim hayatımızın ta kendisidir.

Meselâ, İslâm iktisadıyla alâkalı eserler ortaya koyan Tûsî, konuyla alâkalı kitabında diyor ki:

“Herkes kendi besininin, giysilerinin, barınaklarının ve araçlarının üretimi ile uğraşmak zorunda olsaydı, belirli bir süre sonra besinsizlikten dolayı hayatın devamı imkânsızlaşacaktı. Fakat herkes birbiriyle işbirliği yaptığı, belirli meslekleri benimsediği ve yasalar, üretim fazlasının değiştirilmesine özen gösterdiği için, ekonomik araç ve mallar herkese yetmektedir. Allah, birbirlerine yardım etmeleri için farklı meslekleri benimseyecek şekilde, insanları değişik yetenek ve zevklerde yaratmıştır. Ekonomik sistemi ve uluslar arası ekonomik ilişkilerin var olmasını sağlayan bu iş bölümüdür. Karşılıklı işbirliği olmadan insan hayatı anlamsızlaşmaktadır. Sosyal ilişki kurmadan kişinin hayatını sürdürmesi düşünülemez. İnsan yaratılış gereği olarak topluma bağlıdır.”18

Şimdi dikkat buyurun: Bu meseleler bizim hayatımızda en vâzıh hatlarıyla ve en ileri seviyede varsa -ki vardır- Tûsî’nin veya emsalinin yaptığı, vak’ayı rapordan başka bir şey değildir?

191