Bütün bunların dışında bir başka sistem de vardır ki, onda ekonomik faaliyetler belli, mutlak ve değişmez değerlere oturmuştur. Bütün insanlar, insanların da mülkün de Sahibi, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’ın kullarıdır.
Ekonomik motif ve saikler, temelde insanı daha da faziletli kılmaya yönelik ‘teşvikler’ mevkiindedir. Her türlü faaliyet, haram-helâl hudutları içinde cereyan eder. Hatta bu hudutlar, ‘mekruh’, ‘mubah’ ve daha da ötede ‘şüpheli’ gibi ince sınırlarla belirlenir.
Bu sistemde gelir kaynaklarının dağılımı, bu kaynaklardan istifade yolları ve insanların bunlarla olan münasebeti bellidir ve hep aynı mutlak değerlere göre cereyan eder. Her zaman ana ihtiyaçlar nazara alınır, insan fıtratı kat’iyen ihmal edilmez, emek ön plana çıkar ve istidatlar kamçılanır.
Fakat hemen adalet ve bunun da ötesinde merhamet, şefkat ve iyilikte yardımlaşma düsturları devreye girer. Ahiret inancı, tek kuruşuna kadar her kazançtan ve tek kuruşuna kadar her harcamadan bir büyük mahkemede sorguya çekilme inancı, bütün bu ekonomik faaliyetlere hususî bir istikamet verir ve bir renk katar.
Bu sistemde meşru dairede kazanma, hatta yeme ve içme teşvik edilir. Fakat lüks ve israf yasağıyla yine bir sınırlama söz konusudur. İnsan, tükettiği nispette değil, ekonomik faaliyetlerini insanî faziletlerine basamak yaptığı; adalet, merhamet, hakkaniyet, başkalarının hukukuna saygı, hayırda yardımlaşma ve hatta başkalarını kendine tercih etme gibi erdemlerle bezendiği ölçüde insandır. Bu sistemde sınırsız tüketimin yerini kanaat ve tutumluluk almıştır.
Bu üçüncü sistem, İslâmî sistemdir ve o, bu yanlarıyla diğer bütün sistemlerden ayrılır.