İçeriğe geç

“Yiyin ve için!”5 ve Allah’ın size helâl kıldığı şeyi nefsinize haram kılmayın. Zira bu vadide Resûl-i Ekrem’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bile itap edilmiş ve “Ey şanı yüce Nebi! Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi ne diye nefsine haram ediyorsun?”6 denmiştir.

“Yiyin ve için!” emri, muvazenede işin bir tarafını teşkil ediyor. “İsraf etmeyin; zira, Allah israf edenleri sevmez.”7 nehyi ise, diğer tarafını; zira âyetin bu yanı yiyilip içilecek şeylere sınır koymaktadır. Binaenaleyh biz, vücudumuz, dimağımız ve ruhumuz için, şükretmeyi netice vermeyecek şekilde saçıp savuramayız. Saçıp savuramayız; zira Allah, konuyla alâkalı açık yasak koymuştur.

Ayrıca bir başka âyette O, şöyle emretmektedir: “Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver, fakat saçıp savurma! Çünkü saçıp savuranlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür!”8

Evet, hayat-ı içtimaiyede sen, senin yakınların arasında fakir insan kalmasına imkân verme! Yoksula da hakkını ver. Unutma senin gelir ve kazancının içinde Allah’ın başka kullarının da hakkı vardır.

Ne var ki, onlara hakkını verirken saçıp savurmamalısın! Evet, çoluk-çocuğun kapı kapı dolaşıp el açacak ve dilenmeye zorlayacak şekilde varını-yoğunu har vurup harman savuramazsın. “Zira saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir.”9 Evet, bunlar, ancak şeytanî yolun yolcularıdırlar. Şeytanın idaresinde teb’a ve raiyyet olanlar, ilâhî mülk ve melekûtun raiyyeti ve teb’ası olamazlar. “Şeytan Rabbine karşı nankörün ta kendisidir.”10

Görülüyor ki İslâm, harcamalara hayır yolunda dahi olsa bir sınır ve tahdit koyuyor. Hâlbuki israf ve tüketime dayalı sistemlerde böyle bir sınırlandırma söz konusu değildir. Onun için bu sistemler insanların başına her zaman gaile açagelmişlerdir.

177