İçeriğe geç

İcmâ, avamca yaklaşımla, işin ehli olan bir cemaatin herhangi bir mevzuda ittifak etmesi demektir. Onun, Ebû Hanifeler, Şâfiîler, Mâlikler ve Ahmed İbn Hanbeller ile ayrı bir buudda pekiştirilmesi farklı bir konudur.

Bir devirde, bin insanın “Bu böyledir.” demesi, daha sonraki devirlerde, milyonlarca insanın “Bu böyledir.” hükmünü de içine almakta ve onun böyle olmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla da icmâ, topyekün Müslümanların ittifakı demektir.

Bu karar, diktatörlerin, üç-beş kişilik konseylerin kararı değildir. Bu karar, bütün bir milletin kararı demektir. Ve böyle bir kararda söz, en salâhiyetli ağızlardan çıkmaktadır.

Nasıl ki, hekimlik sahasında doktorların, mühendislik sahasında mühendislerin, kimya sahasında kimyagerlerin, riyaziye sahasında matematiği bilenlerin icmâı esastır, -tabiî bu tür icmâlar da İslâm’ın nazarında mukaddes ve muhteremdir- öyle de fıkıh, hadis ve tefsiri bilenler bir meselede ittifak ettikten sonra, artık onun hilâfına hüküm beyan etmek cehaleti izhardan başka bir şey değildir.

d. Kıyas

Kıyasa gelince, o da, sıralamada her ne kadar dördüncü sırada yer alsa da en azından icmâ kadar ehemmiyeti hâiz, önemli bir disiplindir.

Kıyas, Kur’ân ve Sünnet’e müracaatla içtihat yolunun kullanılması, ahkâm istinbat edilmesi ve bir neticeye varılması şeklinde de yorumlanabilir. İslâm tarihi boyunca, sahabe-i kiramdan başlayan çizgide günümüze kadar nice büyük İslâm bilginleri hep bu metodu kullanmışlardır.

İçtihat yapan ve mezhep kuran; daha doğrusu halkın, onların görüşleri etrafında toplanmasıyla gruplar teşkil eden bu büyük zatlar, fevkalâde anlayış ve takat-ı beşerin fevkinde bir idrake sahip bulunmalarıyla, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan ve Sünnet’in içinde tevil ve tefsire açık ne kadar mesele varsa hepsini imbikten geçirmiş, tevil ve tefsire tâbi tutmuşlardır.

205