Nitekim Marshall gibi düşünürlerin görüşleri diğerlerinden oldukça farklıdır. Ona göre, eğer kimyacının elindeki terazi başkalarının elinde de bulunsaydı, kimya ilminde rahatlıkla elde edilen kat’î neticeler, diğerlerinde de elde edilebilirdi. Meselâ, herhangi bir kimyacı iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomunu birleştirse suyu elde eder. Çünkü H2O, sudur. Ve bu, ilâhî bir kanundur.
Aynen bunun gibi iktisat ilminde, “Talep arttıkça arz da artar.” deyip umumî ve mutlak bir kanun ortaya koyamayız. Zira, çok önemsenmese bile bazı küçük şeylerin değişmesiyle netice de değişebilir. Dolayısıyla iktisat ilmini pozitif ilimlere has, pozitif bir çerçevede görmek ve göstermek mümkün değildir.
Evet, deniz ve akarsuların tebahhuruyla (buharlaşma) oluşan su buharı bulutlar hâlinde gökyüzüne yükselir. Orada yoğunlaşarak yağmur, kar veya dolu hâlinde tekrar yeryüzüne döner. Sperm, yumurtanın içine girince, şartlar müsaitse, embriyolojik safha başlar ve yavru teşekkül etme yoluna girer.
Bütün bunlar, Allah’ın değişmeyen sabit kanunlarıdır. Ne var ki, ticarî ve iktisadî hükümlerde yukarıdaki hususlar kadar sebep-netice tenasübünden bahsetmemiz mümkün değildir.
İşte bu sebepten dolayı, iktisat ilmine pozitif ilimler gibi bakıp öyle yaklaşan ve öyle değerlendirenler öteden beri çok yanılmışlardır. Meselâ, Marshall ve Ricardo birbirlerinden ayrı görüşler serdetmişlerdir. Marks da daha farklı görüşler ortaya atarak, bir bakıma kendinden öncekileri hulâsa etmiş ve yeni terkiplere varmaya çalışmıştır. Daha önce Hegel ve Proudhon da yine kendilerine göre farklı şeyler söylemişlerdir.
Ne var ki bunların söylediklerinin hiçbirinde yüzde yüz isabet söz konusu değildir. Hatta bazıları yüzde yüz isabetsiz çıkmıştır. Bunun gayet basit, fakat düşündürücü bir cevabı vardır: