İçeriğe geç

Vâkıa, fertlerin müreffeh bir iktisadî yapı içinde bütünüyle mesut olacağını iddia edenler de vardır. Bunlar, “Kaynaklar en ideal ve en akıllı şekilde dağıtılırsa, en yüksek seviyede iktisadî denge ve düzen tahakkuk ve teessüs etmiş olur. Amerika’nın beyaz gömlekli ve kravatlı işçisi bu durumdadır. Onun da başında patronu ve fabrikatörü vardır, ama yine de mesut ve bahtiyardır.” iddiasındadırlar.

Belki bu refah, insanın midesine, bağırsaklarına hizmet eder ve belki de onu tatmin eder. Ama insanı bütünüyle ele aldığımız zaman bu refahın insana getirdiği ve getireceği ciddî bir mutluluk olduğu söylenemez. Zira hakikî mutluluk, insanı hâliyle ele alma, onu maddî-mânevî her türlü buhran ve krizlerden kurtarma ve ona insanca yaşama imkânını bahşetme şartlarına bağlıdır.

Mülkün Allah’a ait olduğu hususu, ‘mülkiyet’ konusu işlenirken yeniden ele alınacağından şimdilik kesiyorum.

a. Bu Sistem Bütünüyle İlâhîdir

Diğer iktisadî sistemlerin birer kurucusu veya kurucuları vardır. İslâm’ın iktisadî sistemi için ise hiçbir şahsı, “Bu kurucudur.” diye göstermek mümkün değildir.

Bazılarının, İmam Ebû Yusuf, İbn Ebî Leyla, İbn Zenceveyh gibi fıkhın büyük üstadlarını veya daha sonra gelenlerden Tûsî ve bilhassa sosyolojinin kurucusu kabul ettikleri İbn Haldun’u İslâm iktisadiyatının kurucusu gibi gösterme gayretleri bütünüyle bir yanılgı ve tamamen yanlıştır.

Belki söylediklerim ilk başta biraz garip veya paradoks kabul edilecek ama, kat’iyen ve tam bir güvenle söyleyebiliriz ki, İslâm’ın iktisadî yapısı mü’minin ahlâkî yapısından ayrılmayan bir hususiyet arz etmektedir. Bu iki yapı ve yapılanmayı birbirinden ayırıp tefrik etmek mümkün değildir. Dolayısıyla İslâm iktisadının dışta formüle edilmesi veya onun çeşitli başlıklar altında tasnifi, İslâm iktisat veya ekonomisinin kurulması anlamına gelmez.

187