Tabiî ilimlerdeki araştırmalarımız neticesinde görüyoruz ki, değişik ilimler, muvaffakiyet noktasında hangi zirveye bayraklarını dikerlerse diksinler, orada Kur’ân’ın bayrağının dalgalandığına şahit olmaktadırlar. Astrofizikle fezaya yükselip, oradaki cisimlerin fizik yönünü araştırmaya çalışsak, uğradığımız her yerde, bizden evvel Kur’ân’ın izlerini görecek ve onun bayrağının dalgalandığını temâşâ edeceğiz.
Meselâ, embriyoloji dediğimiz, anne karnındaki ceninin teşekkül devir ve keyfiyeti konusunda tıp uzmanları modern imkânlarla anne karnına girdikleri, spermin arkasına takıldıkları, yumurtanın çevresinde döndükleri ve rahmin cidarlarına kulak verdikleri hemen her yerde Kur’ân’ın sesini duyacak ve onun bayrağının dalgalandığını göreceklerdir.
Atomlar âlemine girildiği, elektronlarla dönüldüğü, nötronlarla irtibat kurulduğu zaman da yine Kur’ân’ın âyât-ı beyyinâtının mevcelendiği görülecektir.
Evet, mikro âlemden makro âleme kadar her yerde Kur’ân’ın nabzının attığı duyulacaktır. Öyle ki, onun hayatiyetini ilgilendiren içtimaî, iktisadî, siyasî, idarî, askerî vb.. hemen her sahada Kur’ân’ın ruhu hissedilecektir.
Aslında bu sahalarda zirveleri tutan insanlar, Kur’ân’ı bu açıdan incelediklerinde, ulaşabildikleri en üst noktada Kur’ân’ın bayrağının dalgalandığını görüyor ve iki büklüm oluyorlar.
Kur’ân’ın insanı ihmal ettiğine ve edeceğine ihtimal vermek ciddî bir tenakuzdur. Bu konuda bizi aksini düşünmeye itecek hiçbir sebep de yoktur. Şimdiye kadar o, sözlerinin hiçbirinde yanılmamış ve ona tâbi olan cemaatin hiçbir fiyaskosu olmamıştır. Onlar daima bire bin almış, bereketli ve yümünlü bir hayatı paylaşmışlardır.
Her devirde olduğu gibi, 20. asrın akıl ve mantığı da Kur’ân’ın büyüklüğünü kabul etmek zorundadır. Zaten, dünyadaki gelişme ve eğilimler de hep bu istikamettedir.
b. Sünnet
Bizim ikinci kaynağımız Sünnet’tir. Sünnet ile hadisi birbirine karıştırmamak iktiza eder.