İçeriğe geç

Böyle bir hayat fevkalâde mütelevvin, her şeyiyle sürekli yenileniş içinde ve âdeta bir çay gibi çağlayıp duran Cennet hayatıdır. Apaçık Cenâb-ı Hakk’ın cemalinin cilvelerinin mevcelendiği, rahmetin insanlara tebessüm ettiği bir hayattır. Ancak burası bir ekim yeridir; her şey burada ekilir, orada biçilir. Burada istikametli, şuurlu bir hayat tarzı gerçekleştirilir. Orada sırat-ı müstakîm erbabının vardığı Dâru’s-Selâm’a varılır ve göz görmedik nimetlere nail olunur.

Evet, biz, sırat-ı müstakîmi bulan, duygularıyla fikrî ve ruhî istikamete kavuşan, ferdî, içtimaî ve iktisadî yaşayışında Allah’ın istek ve emirlerine râm olan insanlarla beraber Dâru’s-Selâm’a davet ediliyoruz. Ama, oraya varacak, sadece sırat-ı müstakîm erbabıdır. Allah dilediğini sırat-ı müstakîme hidayet eder, dilediğini de kendi nefsiyle baş başa bırakır.

O’nun Rahmâniyet ve Rahîmiyet televvünlü meşîetinin dışında kalanlar, ya kapitalizm bataklığı içinde bocalayıp duracak veya komünizm gayyasına yuvarlanıp gideceklerdir; ama asla sırat-ı müstakîmi, doğru yolu bulamayacaklardır. Onlar hep ifrattan tefrite, tefritten ifrata intikal edip duracak, hayatlarında muttasıl zikzaklar çizecek fakat bir türlü vasat (orta) yola giremeyeceklerdir.

Allah, insanları Dâru’s-Selâm’a davet ediyor.13 O’nun meşîetinden hissedar olanlar sırat-ı müstakîmi bulacak, şu ve bu sistemlere gözünü kapayıp kendi güzelliklerine uyanacak ve kendi ruhunun sesiyle buluşacaklardır. Onlar, yürekten Allah’a inanmıştır.

Mülk O’nundur. Minnet ve şükran da O’na aittir. Semayı ölçü içinde vaz’eden, atmosfere belli bir keyfiyet bahşeden, tebahhur (buharlaşma) kanunu koyarak bulutları susuzların imdadına koşturan, tohumu rüşeymler hâline getiren O’dur.

184