Batı için iktisat veya ekonomi, ferdin şahsî hayatını ele alan ve onun maddî refahını hedef edinen bir ilim dalıdır. Bu itibarla ekonomi, Batıda bir bakıma her şeydir. Hayatı dünya hayatından ibaret sayan ve mutluluğu tamamen maddenin dar ve sisli çeperinde arayan Batılı için ekonomiyi nazara almadan ferdî ve içtimaî hiçbir meseleyi çözmek mümkün değildir.
Hayat ve ölüm, onlara göre, fert planında olsun, toplum planında olsun, ancak gelir ve giderlerin denge veya dengesizliği ile anlatılabilir. Bir süper devletin doğuşu ekonomik refah, yıkılışı ekonomik krizle izah edilebilir. O kadar ki, dine de, insanların dinî inanç ve hayatlarına da yine ekonomi açısından yaklaşacak kadar maddeye hapsolmuş bulunan Batılının nazarında, gelir kaynakları ile hedeflenen maddî refah noktası -eğer böyle kesin bir zirve nokta varsa- arasındaki denge veya dengesizlik, fert ve cemiyetin ahlâkî karakterinin de temeli sayılabilir.
Böyle bir dünya görüşü için, tek değer paradır. Ne kadar dikkat çekicidir ki, değeri tamamen temsîlî, itibarî ve izafî olması gereken para, Batı ekonomisinde fonksiyonunu aşarak tamamen malın yerini almakta ve asıl değer itibarıyla 5 lira olan bir kâğıt parçası, 500 bin liralık bir emtianın yerine geçebilmektedir. Bu bile Batıda değerlerin ne kadar alt üst gittiğini, mutlak değer namına hiçbir şeyin kalmadığını ve ölçülerin bütünüyle tersine çevrildiğini göstermeye yeter.
Şimdi bu kısa hulâsadan sonra, kendi iktisat anlayışımız üzerinde durabiliriz.
1. İktisadî Sistemimizin Temel Düsturları
Cenâb-ı Hak, nice hikmetlere bağlı olarak insanoğlunun ulaşabileceği mahdut kaynaklara mukabil, sınırsız arzu ve isteklere bir sınır getirmiş ve bunu da Kur’ân-ı Kerim’de gayet net olarak beyan etmiştir.