Meselâ, bir trafik kazası oluyor. Hemen vazifeli ekip geliyor ve vak’ayı rapor ediyor. Onların raporlarında bildirdikleri hususlar bizzat var olan vak’alardır. Yani vak’alar raporlara göre değil, aksine raporlar vak’alara göre düzenleniyor.
Şimdi, İslâm iktisadı denilen vak’aya gelince; o, doğrudan doğruya bizde çarpan bir kalb ve atan bir nabız hâline gelmiş, sonraları da Tûsî, İbn Haldun ve emsali şahıslar sadece bu vak’ayı rapor etmişlerdir.
Biz bunu söylerken, Tûsî’yi, İbn Haldun’u küçük mü görüyoruz? Asla!. Esasen bu tespitimizle biz de bir yönüyle vak’anın raporunu yapmış oluyor, diğer yönüyle de bir İslâm dehası olması bakımından İbn Haldun’u, Tûsî’yi alkışlıyor ve tebrik ediyoruz. Tabiî diğer büyükleri de…
İbn Haldun, içtimaî meselelere ‘kitle’ tabirini getiren insandır. O, Marks, Lenin, Engels ve daha bu mevzuda söz söyleyenlerin hepsinden asırlarca önce gelmiş ve ferdin mutluluğunun, kitlenin mutluluğuyla bir bütünlük arz ettiğini ve etmesi gerektiğini söylemiştir. Bu meseleyi pozitif ve normatif19 olarak ele alan ilk ilim adamıdır İbn Haldun.
Ancak, söyledik, yine söylüyoruz ki, diğer bilim adamlarının kevnî kanunları keşfetmeleri gibi, İbn Haldun’un da yaptığı, İslâm’ın içtimaî ve iktisadî yapısında var olan kanunları tespit etmekten başka bir şey değildir. Yani o kanunları İbn Haldun koymamıştır; yerçekimi kanununu Nevton’un koymadığı gibi…
c. Kanunlar İlâhî Menşelidir
İslâm’da kanun koyma yetkisinin sadece Allah’a ait olduğu hususunu yukarıdaki bölümlerde zikretmiştik. İktisadî kanunlar da bizzat Cenâb-ı Hak tarafından vaz’edilmiştir.
Dipnotlar
- 19 Pozitif yaklaşım, bir vak’ayı herhangi bir değer hükmü katmadan olduğu gibi rapor etmektir. Normatif yaklaşım ise, bir davranışın nasıl olması gerektiğini belirten ve bir değer hükmü içeren yaklaşımdır. Meselâ, ülke nüfusunun 70 milyon olduğunu belirtmek pozitif bir yaklaşım; nüfusun olandan yüksek veya düşük olması gerektiğini belirtmek normatif bir yaklaşımdır.