Biz inanıyoruz ki, şahsî ve ailevî hayatımızın sıhhat ve selâmet içinde hayatiyetini devam ettirmesi, içtimaî hayatımızın denge ve düzenle yürümesi ancak ve ancak Allah’ın inayetinin sebepleri sayılacak emir ve nehiylerine inkıyatla ve hayatımızı o emir ve nehiyler istikametinde denge ve düzene koymakla mümkün olacaktır.
Bu denge ve düzeni temin edecek ana kaynaklar da Kur’ân, Sünnet, icmâ ve kıyas olmak üzere dörttür.
4. İslâm Dininin Dört Temel Rüknü
Bizim kaynaklarımız dörttür:
1. Kitab-ı ahkâm olan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan,
2. Kur’ân’ın pratikleşmiş şekli olan Allah Resûlü’nün hayatı ve beyanları, yani Sünnet,
3. Sahabe-i kiram, tâbiîn-i izâm, müctehidîn-i fihâm efendilerimizin bir araya gelip verdikleri kararlar, yani icmâ,
4. Selim duyguların, dupduru düşüncelerin, nassların içinde akla tanınan salâhiyetin kullanılması, yani içtihat veya kıyas.
İslâm, işte bu ölümsüz kaynaklar sayesinde 15 asırdan bu yana devam edegelmektedir.
Böyle kaynaklara sahip olmayan beşerî sistemler ise zuhur eder etmez, belki de daha ilk zuhur ettiği esnada solmuş, pörsümüş ve ölmüştür. Öyle ki, bunların bahar ve hazanları iç içe yaşanmıştır.
Günümüzde bile nice sistemler gördük ki, biz, içinde yaşadığımız zaman diliminde onların hem başlangıcına hem sonucuna şahit olduk. Yani, onlar daha doğarken ölmüşlerdi. Hatta bu sistemleri kuranlar, kendi kurdukları sistemleri kendi elleriyle revizyona tâbi tutmuşlardı.
Hâlbuki onlar, bu sistemlerini semavî dinleri aşacağı mülâhazasıyla ortaya atmışlardı. Evet, onların ortaya attıkları sistemler, sistem adına bir sistemsizlik, düzen adına bir düzensizlikten ibarettir. Bugün bu türden ne kadar sistem varsa hepsi de yıkılıp gitmiştir. Şimdilerde ayakta durmaya çalışanlar da bir gün yıkılıp gideceklerdir.