Yukarıda, kısmen bu hususa temas ettiğimiz için, burada herhangi bir mukayeseye girecek değilim. Ancak bizim iktisadî yapımızla diğer iktisadî yapılar arasında derin bir uçurumun var olduğunu tekrar etmekte yarar var.
Her şeyden evvel bilinmelidir ki, insanoğlunun ihtiyaç ve arzuları sınırsız, buna mukabil, ekonomik kaynaklar ise gayet mahdut ve sınırlıdır. Öyle ise, insanlar arasında bu ekonomik kaynaklar belli bir sisteme göre taksim ve pay edilmelidir.
Bize ve bizim müntesibi olduğumuz dinin iktisat anlayışına göre bu taksimi yapan Allah’tır. Ve zaten böyle bir taksim yapmak da sadece O’nun hakkıdır. Zira, bütün ekonomik kaynakları yaratan O’dur.
Yine bizim iktisat anlayışımızda, para her şey değildir. Zira muvakkaten yaşadığımız şu dünyada, asıl mülk Sahibini razı etme, burada bey ve paşa iken ahirette gedâ (dilenci) olmama, burada villalarda yaşarken orada dilenci durumuna düşmeme, bizim için vazgeçilmez birer hedeftir. Bu açıdan da, para esas hedef değil, bizi hedefe götüren vesilelerden biridir. Hem de tâli vesilelerden biri…
2. Ekonomik Yapımızın Temel Özellikleri
a. Ekonomi Anlayışımız Eşsizdir
Ekonomi ilmi için bir mânâda, “İnsanın sonsuz ihtiyaç ve istekleriyle, kaynakların sınırlılığı arasındaki münasebetleri düzenleyen bir ilim dalıdır.” denmiştir ve denebilir.
İnsan, gerçekten bütün bir ömür boyu, sonu gelmeyen arzular, ihtiyaçlar ve emeller ağında çırpınır durur. O, “Bir vadi altını olsa, bir ikinci vadiyi isteyecek”11 özelliktedir.
Ne var ki, her insanın aslî ihtiyaç ve hakikî rızkına fazlasıyla yetecek olan ekonomik kaynaklar, herkesin hırsını, sonu gelmez emellerini ve biri giderildikçe onlarcasına kapı açan sun’î ihtiyaçlarını doyuracak kadar da zengin değildir.
Dipnotlar
- 11 Buhârî, rikak 10; Müslim, zekât 116-119; Tirmizî, zühd 27; menâkıb 32; İbn Mâce, zühd 27; Dârimî, rikak 62.