Bu prensip, bizzat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından tatbik edilmiştir. Hıbban b. Munkiz (radıyallâhu anh) başından yediği bir darbe sebebiyle travma geçirmişti. Onun için çarşıda-pazarda aldanabiliyordu. Bir gün Allah Resûlü’ne geldi ve bu durumunu haber verdi. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona şu tavsiyede bulundu:
“Alışveriş yaptığında ‘Aldatmaca yok, benim için muhayyerlik var!’ de ve malı öyle al.”4
Başka bir rivayette ise hadiste, “üç gün”5 ilavesi de vardır. Ancak muhayyerlik müddeti mevzuunda mezhepler arasında küçük bir kısım ihtilaflar söz konusudur.6
3. Görme muhayyerliği: Bir insan görmeden aldığı mal hakkında muhayyerdir; isterse yapılan bu alışverişi feshedebilir. Nitekim Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) mevzu ile alâkalı olarak, “Kim bir şeyi görmeden aldı ise o, muhayyerdir.”7 buyururlar.
4. Ayıp ve kusurdan dolayı doğan muhayyerlik: Ticarette asıl olan, malın sağlam ve sıhhatli olmasının yanı sıra müşterinin istediği vasıfları da haiz bulunmasıdır. Eğer müşteri satın aldığı malda, daha önceden belirtilmemiş bir kusur ve ayıp müşâhede ederse, akdi bozup alışverişi feshedebilir.
Görülüyor ki, İslâm’da hem alıcı hem de satıcı kat’iyen herhangi bir zarara uğratılmamakta ve her ikisi de ticarî akitle de korunma altına alınmaktadır. Bizzat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) devrinde ticarette böyle teferruata ait meselelerin ele alınmış olması, İslâm dininin mucize bir sistem olduğunu ve bu sistem içinde çözülmedik bir mesele kalmadığını/kalmayacağını göstermektedir.
b. Malın bir kıymet ve değerinin olması
İslâm’da yasak edilmiş bir kısım muharremât (haram kılınmış şeyler) vardır ki, bunların ticaret malı olarak alınıp satılması caiz değildir.
Dipnotlar
- 4 Buhârî, büyû 48; istikrâz 19; husûmât 3; hiyel 7; Müslim, büyû 48; Ebû Dâvûd, büyû 68; Tirmizî, büyû 28; Nesâî, büyû 51; Muvatta, büyû 98.
- 5 Aynî, Umdetü’l-kârî 11/332-335.
- 6 Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve edilletuhû 5/3536-3537.
- 7 Dârekutnî, es-Sünen 3/4, 5; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ 5/268; İbn Ebî Şeybe, el-Musannaf 4/268.