Yani bu sayede bizde, ne sun’î fiyat yükselmeleri ne de tekelin yükselttiği fiyatlar bahis mevzuudur. Belki, hakikî fiyat yükselmelerinde dahi biz sebebiyet verdik diye kalblerimiz tir tir titreyecektir. Korkar ve ağzımıza girecek küçük bir lokmanın haram olmasından endişe ederiz. Allah’ın, bütün inananların kalbini bu mevzuda hüşyâr kılmasını diliyorum.
Bu itibarla, iktisatta çok bahis mevzuu edilen nice meseleler, bizde asla söz konusu değillerdir. Bizde fiyat ayarlaması, her şeyden önce mü’minin kalbine, onun iç hayatına ve murâkabesine bağlıdır. Buna bir de serbest ve sıhhatli rekabet eklenince, yani rekabet; karaborsacılık, ihtikâr, spekülasyon ve tekelcilikten kurtulunca, fiyat ayarlaması kendiliğinden ve âdil bir biçimde gerçekleşecektir.
Ticarî hayatta tekel varsa ve bir kısım kimseler bütün ticarî hayata hükmediyorlarsa, çarşı ve pazardaki emtia ve parayı bunlar topluyorlarsa böyle bir memlekette kanunlar ne kadar sağlam olursa olsun, cemiyetin büyük bir bölümü için huzur söz konusu olmayacaktır. Bunun için misal vermeye hiç de lüzum yok.
Meselenin izahı şudur: Evvelâ tekelci, yukarıda da temas ettiğimiz gibi, istihsal sahalarının bütününün kullanılmasına meydan vermeyecektir. Çünkü piyasaya fazla emtia sürülünce, yani arz fazla olunca, fiyatlar düşecektir. Böyle olmaması için tekelci, memleketteki istihsal sahalarını sürekli kontrol altında tutacaktır.
Bir yerde, bir seramik fabrikası varsa, ikincisinin kurulmasına imkân vermeyecektir. Dampingleriyle, malı ucuza satmakla piyasayı tekelinde tutmaya çalışacak, icabında zarara girecek ve gayri ahlâkî rekabette bulunacaktır. Rakip firmayı öldürecek, böylece kendi ayakta kalacaktır. Başka ticarî sahaları da buna kıyas ettiğimiz zaman göreceğiz ki, tekelci, istihsal sahalarının başkalarınca aktif tutulmasına asla imkân vermeyecektir.