Serbest rekabetin olmadığı yerde ise, böyle bir açıklık söz konusu değildir. Orada her şey esrarengiz bir havaya bürünmüştür. Ve tekelcinin istediği de budur: o, serbest rekabeti önleme ve bunu da serbest rekabet havası içinde ve eski tröstlerin yaptığı gibi belli gruplarla anlaşarak gerçekleştirir. Bu ise hiç şüphesiz bir grubun kendi arasında anlaşıp, piyasayı istibdadı altına alması demektir. Büyük holding ve kartellere gidilirken bütün şenaat ve denaatiyle bu istismar yoluna girildiğini açık ve seçik olarak görmek mümkündür.
Tabiî ki bunun bize bakan düşündürücü bir yanı da var. O da şudur: Müslümanlar, tekelci cephenin bu şekilde bir araya gelişlerinden -ki onları bir araya getiren sadece menfaattir- ibret almalı ve dine ait bütün dinamikleri kullanarak güçlerini bir araya getirmeli ve ticarî sahada söz sahibi olmalıdırlar. Bunda zaruret vardır. Aslında ellerindeki bütün paraları yurtdışındaki bankalara yatıran ve sadece kendi çıkarlarını düşünen, vatan ve milletten kopuk insanlara mukabele etmek de ancak bu şekilde mümkün olacaktır.
Bir Müslüman, vatanını canı kadar sever. Çünkü o, bilir ki vatan sevgisi imandandır.12 Öyle ise, bir Müslüman kazandıkça milletine de kazandıracaktır. Onun güçlü olması milletin güçlü olmasıyla aynı mânâya gelecektir. Hâlbuki onun güçlü olması için, her Müslümanın elindeki küçük sermayeyi bir araya getirmesi gerekmektedir. Aksi hâlde güçlü olmak mümkün değildir. Zira bugün büyük birer vakum oluşturmuş olan holding ve karteller küçük sermayeleri yutarak beslenmektedir.
Dipnotlar
- 12 Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 1/413-414.