İçeriğe geç

Muaz b. Cebel, Ömer’e (radıyallâhu anh) hiçbir karşılık vermedi. O gece evinde istirahat etti. Sabah çok erken saatlerde Hz. Ömer’in kapısını çaldı. Gözyaşları içindeydi; Hz. Ömer’e şunları anlatıyordu: “Bu gece bir rüya gördüm. Beni büyük bir deryanın içine attılar, üzerime peşi peşine dalgalar geliyordu. Boğulacak gibiydim. Sürekli dalgalarla pençeleşiyordum. Sonra sahilde sen belirdin. Elimden tuttun, beni çıkardın. Anladım ki, Yemen’den getirdiğim her şeyi beytülmâle vermem gerekiyor. Ben onların bütününü beytülmâle veriyorum.”20

İşte bizim insanımız!.. Halifesi ile, halifenin yardımcısı ile ve mal memuru ile bizim insanımız. Her hâlleriyle ideal bir topluluk teşkil eden bizim insanımız…

Bizim insanımızda gayri meşru yollardan kazanmak şöyle dursun, alın teri ile kazandığının içine sızabilecek en küçük şüpheli bir malın bulunması bile söz konusu değildi.

Onun için çok rahatlıkla diyebilirim ki, bizde kat’iyen spekülasyon olmaz. Bizde ihtikâr olmaz. Hatta ihtimal, bir mü’min, kendine ait olmayan bir arpayı bile ağzına koysa, gider bir süre ağzını fırçalar.

Ama bu inanca sahip olmayanlar, yüzü Hakk’a dönük bulunmayanlar, boyunlarına zincir, ayaklarına pranga taksanız, yine gayri ahlâkî davranışlar içinde çalıp-çırpacak, içtimaî hayatı sarsacak; buhranlar, krizler meydana getirecek; halkı da devleti de asayiş ve emniyet kuvvetlerini de huzursuz ve tedirgin edeceklerdir.

Muaz’dan rahatsız olacak devlet düşünebilir misiniz? Muaz’dan rahatsız olabilecek emniyet kuvveti düşünebilir misiniz? Öyle bir insandan rahatsız olan, yani mü’minin mü’minliğinden ve faziletinden tedirgin olan sadece şeytan olur. Eğer insanlar arasında böyle biri varsa, o, muvakkaten de olsa şeytan hâkimiyetine kendisini kaptırmış demektir.

394