Evet, evvelâ derdi bilmek, sonra tedavi yollarına başvurmak gerekir: Eğer kalb ve ruh gıdasızlığından bir kısım kimseler sokağa dökülmüşse, kalbî, ruhî hayat ihmal edilmişse, ahiret inancı yoksa, kabir sonrası onun için söz konusu değilse.. ve hele Allah’la münasebetinde de kopuksa, o hep sallantıdadır. Ona kalbinin muhtaç olduğu dermanı vermek gerekir. Önce şefkatle onun imdadına koşulmalı, sonra midesini doyurmalıdır ki, problem olmasın. Ne var ki bu, işin sadece bir yönüdür. Aslında meseleyi sadece midede aramak da bir yanlışlıktır. Ve maalesef insanımıza ard arda hep bu yanlışlıklar yapılmaktadır. Hâlbuki önce onun kalbi tedavi edilmeli ve ona insan olduğu hatırlatılmalıdır. Burada bir idarecinin küçük bir notunu zikretmekte fayda mülâhaza ediyorum:
O, “Allah’a kasem ederim, altı sene idareciliğinde bulunduğum bir müessesede, talebeye ait sabuna elimi sürmedim, onların bir kaşık yemeğini ağzıma koydumsa, iki misli parasını verdim. Zira, ‘Allah sorar’ dedim. Hâlbuki ben orada fahrî olarak hizmet ediyordum. Diğer hususlara da aynı ölçüde dikkat etmeye çalıştım.” diyor ve ilave ediyordu: “İki senelik askerliğimi telsiz operatörü olarak eda ettim. Askeriyeye ait kalemle kendi adıma bir tek harf yazmadım, oranın bir parça kağıdını kullanmadım. Niçin böyle yaptım? Zannediyorum, Allah’tan korktuğum, mü’min olduğum ve ‘Âmentü billah’ ahd ü peymânı ile Allah’a dehalet ettiğim için yaptım.”
Şimdi bu tür mü’minlerin spekülasyon yapmasına imkân var mıdır? Öyleyse, spekülasyonun tek önleyici çaresi, Allah korkusu ve muhasebe duygusudur.