Muasır iktisatçılardan A. P. Lerner, çarşıda-pazarda bu türlü ihtikârları önlemek için spekülasyona spekülasyonla mukabele ederek onu kontrol altına almak gerektiğini söyler.13 Yani devlet veya spekülasyona karşı olanlar da mal stoku yapsınlar. Hazırcılar stoklarındaki malı çarşıya, pazara sürecekleri zaman, bir serbest rekabet hâlinde onlar da ellerindeki malları pazara sürüversinler.
Allah’tan korkmayan, mesuliyet duygusu taşımayan ve bir ahiret hesabı olmayan insanların bunu suiistimal etmeyeceğine dair teminat verilemez. Onun için bu mevzuda, gönülleri Allah’a imanla donatma ve kalblere yasakçı koymaktan başka çare yoktur. Evet, fertleri, bu tür ulvî duygularla donatma ve cemiyeti, böylesine donanmış fertlere emanet etmekten başka çıkar yol yoktur.
Öyleyse böyle korkunç bir dert karşısında çare arıyorum diye sağda solda dolaşanlar, yarayı tedavinin yolu açık ve seçik iken, başka yollarda dolaşıyor, sadece derdi artırıyorlar demektir.
Düşünün ki, adamın apandisti patlamış. Adım adım eceli yaklaşıyor ve zavallı sağa sola inhiraf etmeden mezara doğru koşuyor. Acemi bir doktor gelmiş ona ağrı kesici iğne vuruyor. Hâlbuki iç zehirlenme var. Bunun çaresi, tez elden onu ameliyat masasına yatırma ve içinde kendini zehirleyen o artıkları dışarı çıkarmaktır. Yoksa ağrıyı kesmek için sarf edilen çaba sadece ölümü hızlandırır ve apandisti patlamış adama da hiçbir fayda sağlamaz.
Hem ağrı bir bakıma sigorta gibidir; insanı tedaviye sevk eder. Zannediyorum içtimaî bünye için de durum aynıdır. Eğer sadece bünyedeki ağrıyı duymama üzerinde dururlarsa, bünyedeki öldürücü faktörlerin sessiz sessiz gelişmesine yol açılmış olur.
Mehmet Âkif ırkçılık karşısında öfkelendiği bir anda şöyle der:
Dipnotlar
- 13 M. A. Mannan, İslâm Ekonomisi s.278.