Bu hususa da yeri geldikçe dikkatinizi istirham etmiş ve sahabenin bir iki sene içinde Medine’nin çarşı ve pazarına nasıl hâkim olduklarını müşahhas bir şekilde size arz etmeye çalışmıştım. Mekke’den göç edip gelmiş muhacirler, orada ticarî kurnazlıkta dorukta bulunan bir cemaat karşısında piyasayı kısa zamanda ele geçirmiş ve Medine çarşı ve pazarında onlara ticaret yapma imkânı bırakmamışlardı.
Müslümanlar akıllı davranmalı ve sahabenin bu muvaffakiyeti, onlara, imkânsız gibi görünen bazı hedeflere ulaşabilirlik adına bir misal olmalıdır. Evet, memlekette sadece bu vatanın evlâdına ve bizim insanımıza yararlı olacak olanlar daha çok kazanmalı ve kazandırılmalıdır. Bu ülke ve milletin değerlerine karşı olanların para kazanmasına, sonra da bu paranın gülle ve bomba olup bu milletin başında patlamasına imkân verilmemelidir. Müslümanların paralarının yabancı bankalara akmasına göz yumulmamalıdır. İşte bu meselenin bir de böyle hassas bir tarafı var.
Tekelci, piyasayı elinde tutmak ve piyasada son sözü kendisi söylemek ister. Arz ve talep dengesi onun elindedir. Piyasadaki fiyatları o tayin eder. Dolayısıyla tekelciliğin hâkim olduğu piyasada isteyen istediği kadar istihsalde bulunamaz. Zira müstahsil onun gözüne bakmaktadır. Üreteceği şeyi onun talebi kadar üretecektir. Aksi hâlde ürettiği mal elinde kalır ve hiçbir işe yaramaz.
Meselâ, tekelci müstahsile “Ben bu sene ancak beş ton buğday alacağım.” dese, müstahsil o sene beş ton buğday elde edecek şekilde kendini ayarlar. Hâlbuki elindeki tarlanın kapasitesi belki bunun üç katıdır. Ama tekelci beş ton dediği için o da daha fazlasına cesaret edemez. Yani müstahsil, monopolcünün talebinin dışına çıkamaz. Böyle olunca da hem müstahsil hem tarla hem de tarlada çalışacak o kadar insan muattal (işsiz) kalır.