İnsanın iç derinlik ve zenginliğine ümit ve saadet vaad eden bir düşünce inzimam ettiği zaman, onun, ne gidip başaşağı materyalizm kuyusuna düşmesi ne de alternatif başka hayallere kapılması söz konusu olur. Böyle mamur bir insan, dünya ve ukbâ adına mamur, mesut bir hayat yaşar ve hep beden-ruh dengesi içinde bulunur. Bedenine ait bütün zevkleri meşru dairede tatmin eder; fakat bir an dahi ukbâyı unutmaz. Hele asla kalbî ve ruhî hayatını ihmal etmez. O, Rabbiyle olan münasebetlerinde olabildiğine samimî, dolayısıyla da eli işte olduğu aynı anda gözü de hep mahbubunda ve maksudundadır.
Böyle birinin tezgâhı harıl harıl işlerken, sinesi de “Allah Allah” ritmiyle çarpar durur. Makineler çalışıp tarrakalar çıkarırken, o da gönlündeki tarrakalarla hep Rabbini tesbih ve takdis eder. İşte bu, bir iç aydınlığıdır ve ruh-ceset muvazenesini iyi kurabilen aydınlık bir sinenin her zamanki hâlidir.
1. Takas ve Prensipleri
Takas, malın malla mübadelesi demektir. Eskiden yüzde seksen ticaret, hep malın malla mübadelesi şeklinde yapılırdı. Mukâyada adı verilen malın malla mübadelesi, eski fıkıh kitaplarında çok ciddî bir yer işgal eder.
Daha sonra paranın tedavülde ağırlık kazanmasıyla birlikte, yavaş yavaş malın malla mübadelesi, çarşı ve pazarda para lehine değişmiştir. Bu durumun faydalı olup olmadığının her zaman münakaşası yapılabilir. Bazı devletlerarası alım-satımlarda malın malla mübadelesi, hâlâ büyük bir ekseriyetle devam etmektedir. Ayrıca bu alışveriş şekli, günümüzde dahi bazı iktisatçılarca hararetle tavsiye edilmekte ve ticarî dalgalanmalara karşı en kalıcı çare olarak gösterilmektedir. Ama biz bu hususu şimdilik geçiyoruz.
Sair ticarî akitlerde geçerli olan belli başlı prensipler, takasta da geçerlidir. Bu temel prensiplerden bazıları şunlardır: