İslâm’ın bu disiplini de, çarşının, pazarın ve piyasanın herkese açık olmasını ister. Evet, İslâm ticaretle alâkalı iki temel esas vaz’etmiştir: Fırsat eşitliği ve adalet. Yani, çarşıda, pazarda her insan, elde ettiği mahsulden istifade etme yolunu bulmalıdır. Şayet bazı kimselere bu imkân tanınmıyor ve çarşı-pazar onlara kapalı tutuluyorsa, fırsat eşitliği yok demektir. Bir yerde fırsat eşitliği yoksa, orada hakkaniyet ve adalet de yoktur.
Allah tarafından bir tarağın dişleri gibi eşit yaratılan insanlar, aynı muameleye tâbi tutulmuyorsa, bu olumsuz anlayış ve davranış içindeki fert ve milletler, baş aşağı yuvarlanır gider. Herkese eşit imkân ve fırsat tanınacak ki, o da kendini ifade etsin, istidat ve kabiliyetlerini inkişaf ettirebilsin. Dahası, ticarî hayat, daha geniş kaideler üzerinde yaygınlaşsın ve kimse gadre uğramasın.
Serbest rekabetin cereyan ettiği ticarette her fert, arz edilen bu fırsat eşitliğine sahiptir. Böyle bir durumda herkes rahatlıkla ticaret yapabilir. Fiyatlar da, bir arz ve talep dengesi içinde tahakkuk eder ve marjinal gelir fiyata eşit düşer. Müstahsil, piyasa fiyatından elindeki malın tamamını piyasaya sürebilir ki, böyle bir durumda istihsal edenle, istihlâk eden arasında bir demir perde yoktur. Her şey perdenin halka bakan yönündedir. Ortada neler dönüyorsa herkes görür. Herkes piyasayı bilir, oynanan oyunlara kanmaz.