Aynı şey, her kapitalist ülke için aynıyla geçerlidir. Bazı denizler de, bunların döktükleri istihsal fazlası meyve ve sebzelerle kirlenmektedir. Kıyısı olmayan nice zengin ülkeler ihtiyaç ve istihsal fazlalarını ateşe verip yakmaktadır. Gariptir, bu insanlık dışı davranış karşısında hiç kimseden de ses çıkmamaktadır.
11. Osmanlı ve Arap Dünyası
Hâlbuki biz böyle yapmıyorduk ve yapmamıştık. Bizim hâkimiyetimiz döneminde Ceziretü’l-Arap fakr u zaruret içinde perişan bir hâldeydi. Ama idare ve zimamdarlık bizim elimizdeydi. Mekke ve Medine’nin ister hâdimi, isterse oranın maddî yapısının hâkimi bizim atalarımızdı. Oralarda yaşayan insanların fakr u zaruret içinde yaşadığı bizce biliniyordu. Bundan dolayı biz, vapurları arpa-buğday doldurup oralara gönderiyorduk.
Şimdilerde bu hakikatler, yeni yeni su yüzüne çıkıyor. Yüz-yüz elli seneden beri İslâm âlemi ile bizi düşman hâle getirmek için ciddî entrikalar çevrildi. Araplara ve bilhassa yeni yetişenlere, “Osmanlılar sizi ezdiler, zulmettiler.” dendi ve onların beyinleri yıkanmaya çalışıldı.
Tekrar ediyorum, konu şimdi şimdi anlaşılmaya başladı. Artık bir milyon tirajlı el-Arabî mecmuasında Hz. Fatih’in göklere çıkarılarak anlatıldığını görebiliyoruz. Bugün Abdülhamid, büyük bir dâhi olarak anılmaktadır. Bugüne kadar Batının oynadığı oyun artık iflas etmiştir.
Müslüman Müslüman’a düşman olamaz. Onlar bir kısım kabile reislerine bizim paşalarımızı vurdurdular. Ama bütün bunlar Lawrance gibi kimseler tarafından yapılmıştı. Bunlar bizi birbirimize düşürmüş ve düşman etmişlerdi.
Ancak mesele şimdi çok da öyle değil. Onlar bazı mecmualarında şunları yazıyorlar: “Osmanlı devri keşke bir daha gelse de bize ve bölgeye hükmetse!”
Eski Tunus müftüsüyle görüşmemizde, bizzat kendisinden işitmiştim: “Ah keşke gelip bize rehber olsanız…” diyordu. Tunus’a, Fas’a, Cezayir’e ve bütün Mağrip memleketlerine, bizim rehberliğimiz isteniyordu.