Aradan seneler geçti ve bir gün Medine’ye geri döndü. Ama o döndüğünde artık Resûl-i Ekrem yoktu. Hz. Ebû Bekir halifeydi. Hz. Ömer de onun veziri durumundaydı.
Hz. Ömer, Muaz’ı çok severdi. Hatta vefatı anında en büyük teessürlerinden biri de Muaz’ın vefat etmiş olmasıydı. O, Hz. Ömer’den çok önce Amvas’ta, yakalandığı veba sebebiyle ölmüştü. Bu itibarla Hz. Ömer ölüm döşeğinde şöyle diyordu: “Ah keşke Muaz b. Cebel hayatta olsaydı! Onu yerime halife olarak tavsiye ederdim ve işte o zaman kalb ve gönül rahatlığı içinde ölebilirdim.”19 Hz. Ömer’in Muaz hakkındaki kanaati işte böyle idi.
Fakat gel gör ki, Hz. Ömer, Muaz’ın Yemen’den mal-mülk edinerek döndüğünü duyunca hemen halifeye müracaat etmiş ve Muaz’ın elindeki bütün malların müsadere edilmesini istemişti. Ancak, Hz. Ebû Bekir onun bu teklifini kabul etmemişti. Zira onun Muaz hakkında zerre kadar şüphesi yoktu. Gerçi Hz. Ömer’in de Muaz’dan şüphesi yoktu ve olamazdı da. Ama o, Muaz’ın töhmet altında kalmasını istemiyordu.
Bu mülâhaza ile vakit geçirmeden Muaz b. Cebel’in (radıyallâhu anh) kapısını çaldı: “Sen Yemen’e giderken hiçbir şeyin yoktu. Hâlbuki bugün mal-mülk sahibisin. Bence sen getirdiklerinin hepsini beytülmâle devretmelisin.” dedi.
Dipnotlar
- 19 Bkz.: Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 1/228-229, 9/305.