İçeriğe geç

Mevzuyla alâkalı olarak Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh), “Cenab-ı Hakk’ın her kitabında bir sırrı vardır. O’nun Kur’ân-ı Kerim’deki sırrı da sûrelerin evvelidir.”[13] buyurarak hurûf-u mukattaanın sırlı bir şifre olduğuna işaret etmiştir. İşte bu noktaya binaendir ki, Abdullah İbn Abbas’a (radıyallâhu anh) göre الٓمٓ’in mânâsı, أَنَا اللّٰهُ أَعْلَمُ “Ben Allah’ım, en iyi bilenim.”[14] şeklindedir. Ancak bu mânâlar, bir bakıma tefekkür, tetkik ve tedebbürün geliştirilmesi sonucunda inkişaf etmektedir. Böyle olmayanlar için müteşâbihâtın içine girip o müteşâbihâtı anlama neşvesine nâil olmak mümkün değildir.

Bunlardan başka, mukattaa harflerinin ebced hesabıyla bir kısım sırlara işaret ettiğini söyleyen müfessirler de vardır, ama biz burada ebced meselesini uzun uzadıya ele alıp izah etmekten ziyade mevzuyla alâkalı olarak İbn İshak’ın, İbn Abbas ve Cabir İbn Abdillah İbn Riâb’dan (radıyallâhu anhum) naklettiği bir hadisi zikretmekle iktifa edeceğiz:

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Bakara Sûresi’nin baş tarafını (الٓمٓ) okurken Benî Nadîr Yahudilerinden Ebû Yasir İbn Ahtab da dinleyenler arasındadır. Hemen kardeşi Huyey İbn Ahtab’ın yanına gider. Huyey o esnada birkaç Yahudi ile beraber bir mecliste bulunmaktadır. Ebû Yasir, “Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine indirilen şu âyetleri okuduğunu duydum.” der ve الٓمٓ۝ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ “Elif, Lâm, Mîm. İşte o Kitap! Şüphe yoktur onda. O bir rehberdir müttakilere.” âyetlerini okur.

Bunun üzerine Huyey, kardeşine: “Sen bunu O’ndan işittin mi?” der. “Evet” cevabını alan Huyey İbn Ahtab beraberindeki Yahudilerle birlikte Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna gelir ve:

93